Ana sayfa Bursa YİNE 10. KÖY DAVASI İÇİN BURSA ADLİYESİ’NDEYİZ

YİNE 10. KÖY DAVASI İÇİN BURSA ADLİYESİ’NDEYİZ

Adliyeler, mahkemeler, yargılamalar Türkiye’de hak mücadelesi yürütenlerin, haksızlığın ortaya çıkarılması için son çare olarak başvuracakları yerler olması gerekirken,

Bugün; gerçeği, adaleti, eşitliği, hakkaniyeti savunanların susturulması için araç olarak kullanılıyor.

Ülkeyi yöneten anlayışın, adına Yeni Türkiye dedikleri bu düzende, suçu ve suçluyu ortaya çıkaranlara mahkeme önünde hesap sormasını, Türk Yargısını iktidarın güç sopasına dönüştürme isteğini, birçok örnekle biliyor ve yaşıyoruz. 

Bugün de Bursa Adliyesi’nde, bir haksızlığı, adaletsizliği, torpil yoluyla kamuda yandaş kadrolaşmayı ortaya çıkaran önceki dönem şube başkanımız Özkan Rona’nın yargılandığı dava için bulunuyoruz.

Son yıllarda torpilin, kayırmacılığın, yandaş sendika üyelerine haksız atamaları yaparak gerçekleştirilen siyasi kadrolaşmanın boyutunu, toplumun bütün kesimleri hissetmektedir. Özellikle, eğitim gibi, toplumun tamamını yakından ilgilendiren, çocuklarımızın geleceğe hazırlandığı bir hizmet alanında gerçekleştirilen kadrolaşma, yandaşlara torpil yapmaktan daha büyük hedeflerle geçekleştirilmektedir. Okullar, torpille getirilen yandaş kadrolar eliyle tarikat ve cemaatlerin çalışma alanına döndürülmekte, çağdaş -ilerici eğitimciler baskı altına alınmakta, sahte soruşturmalarla susturulmaya, sindirilmeye çalışılmaktadır.

Bu projeyi gerçekleştirmek amacıyla 2014 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı eğitim kurumlarına yönetici belirleme koşulları arasından yazılı sınav çıkarılmış, 2015 yılından itibaren de yalnızca sözlü sınavla yönetici ataması yapılmaya başlanmıştır.

Sözlü sınav; haksızlık etmek, torpil yapmak, yandaş seçmek demektir.

Kendileri de aynı sendikaya üye oldukları ve destekledikleri için o makamlarda bulunan şube müdürü ve ilçe milli eğitim müdürlerinden oluşan mülakat komisyonları, yönetici seçmek için değil, ellerine tutuşturulan listelerden, iktidar partisine yandaş olmayanları görevden düşürmek, yerlerine yandaş sendika üyelerini görevlendirmeye yetecek puan adaletsizliği yapmak üzere çalışmışlardır.  Bu yolla Bursa’da ve Türkiye’nin tüm illerinde, haksız bir şekilde idari kadroları ellerinden alınan on binlerce okul yöneticisinin yerine, yandaş sendika üyeleri atanmıştır.

MEB’e bağlı okulların yönetici kadrolarında gerçekleştirilen bu kıyıma karşı, sendikamız mücadelesini kararlılıkla sürdürmüştür. Bu konuda 2016 yılında geçekleştirilen sözlü sınav sonuçlarının, yönetmelikteki açık hükme rağmen İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından ilan edilmemesi üzerine Eğitim İş harekete geçmiş, kapsamlı bir araştırma ile sözlü sınav sonuçlarını derlemiş, kamuoyuna ilan etmiştir. Ancak, ortaya çıkarılan bu torpil listelerinde, siyasi kadrolaşmanın daha net görülebilmesi için, atanabilecek düzeyde yüksek puan verilen adayların hangi sendikaya üye olduklarının da bilinmesi gerekmekteydi.  Yayınladığımız listelerle yandaş sendika Eğitim Bir-Sen üyelerine yapılan torpil gözle görülür hale gelmiş ve yandaş kadrolaşmanın tarihsel bir belgesi olarak kayıtlara geçmiştir.

Torpil ve siyasi kadrolaşmayı gerçekleştirenler, bütün amaçları belgelerle ortaya çıkanlar, bu usulsüzlüğün utancını yaşamak yerine, suçüstü yakalanmış olmanın telaşıyla, soluğu Ankara Adliyesi’nde almıştır. Eğitim Bir-Sen Genel Merkezi, üyelerinin kişisel verilerini yayınlandığı iddiasıyla dönemin şube başkanı Özkan Rona hakkında suç duyurusunda bulunarak yargı sürecini başlatmıştır.

Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, yayınlanan bilgilerin kişisel veri kapsamında olmadığına dair açıklamalarımız haklı bulunarak 2 Mart 2018’de beraat kararı verilmiştir. Ancak, torpil ve kadrolaşmanın belgeleri aleni bir şekilde ortadayken bu hukuksuzluğa dair en ufak bir inceleme dahi başlatılmamıştır. Beraat kararından sonra yapılan itiraz başvurusu İstinaf Mahkemesi’nce kabul edilmiş, hukukçuları şaşırtacak bir düzende, örneğine az rastlanır bir yöntemle, yeniden delil üretilerek beraat kararı bozulmuş ve yeniden yargılama kararı verilmiştir.

Adam kayırmanın kişisel verilerin arkasına saklanılarak yapıldığı bu dönemde, bu usulsüzlüğü ortaya çıkarmak suç sayılmıştır. Oysa ki aradan geçen 5 yıllık süreye rağmen, usulsüzlüğü yapanlar da, bu usulsüzlükle atananlar da koltuklarında oturmaya devam etmektedir. 

Özkan Rona’nın yargılandığı davada suç olarak gösterilmeye çalışılan sözlü sınav sonuçlarını yayınlama iddiası hakkında o gün geçerli olan hukuk belgelerinde “Sözlü sınav sonuçları, sınavların yapıldığı tarihten itibaren en geç 10 iş günü içinde il millî eğitim müdürlüklerinin internet sitesinde duyurulur.” denilerek, bu bilgilerin açıklanması idareye bir zorunluluk olarak yüklenmiştir.

İddianamede yer alan bir diğer suçlama ise, yüksek puan verilerek atanmaları sağlanan yandaş sendika üyelerinin, hangi sendikaya üye olduklarının ilan edilmiş olmasıdır. Bu suçlama da hukuki dayanaktan yoksundur. Aslında davanın tarafı olan sendika, Eğitim Bir –Sen de çok iyi bilmektedir ki, çalışmalarını kapsamında yürüttükleri 4688 sayılı kanun, sendika üye listelerinin her ayın son haftasında duyurulmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla, kimin hangi sendikaya üye olduğu kişisel bir veri olmanın dışına çıkmakta, torpil belgelerini yayınlayan Özkan Rona da bu davada herkesin bildiği bilgileri bilmekten dolayı yargılanmaktadır.

Tüm bu gerçekler göstermektedir ki, kişisel veriler ne davacı sendika Eğitim Bir-Sen’in umurundadır, ne de uydurma belgelerle beraat kararının bozulmasına etki eden Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün umurundadır. Yandaş sendika, Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve talimat sahiplerinin tek derdi, böylesine büyük bir torpilin belgesini yayınlamaya cesaret eden Özkan Rona’dan hesap sormaktır.

Aslında, yargılanmak istenen ve hesap sorulmak istenen dönemin şube başkanı Özkan Rona’nın şahsı değildir. Bursa’da ve ülkenin dört bir yanında, yıllardır devam eden siyasi kadrolaşmaya, sesini yükselten, çağdaş- ilerici eğitim çalışanlarına yönelik baskılara ayak direyen,  çocuklarımızın körpecik zihinlerine gerici fikirlerini yerleştirmeye çalışanların karşısına dikilen, kamu okullarını adeta siyasi arka bahçeye dönüştürmeye çalışan yapıların karşısına çağdaş fikirleriyle çıkan anlayışın yargılanması istenilmektedir.

Bu dava ile yargılanmak istenenin herhangi bir kişi olmadığını; haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı mücadele eden bütün kesimlere gözdağı vermek amacıyla haksız bir yargılama sürecinin ısrarla sürdürüldüğünü açık bir şekilde görmekteyiz.

Koşullar ne olursa olsun, bizler, yandaş kadrolaşma ile okullarımızın siyasi kamplara dönüştürülmesine karşı, kamu yapılanmasında kariyer ve liyakatin temel belirleyici unsur olması için direnmeye devam edeceğiz.

Torpili yapanlar, torpille hak etmedikleri göreve atananlar yargı karşısına çıkana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.

Bizler, haksızlığın karşısına bir an bile tereddüt etmeden dikilenler, halkımız için hak ettiği adaletli bir düzen kuruluncaya dek, herkesin kendisini güvende hissettiği, insanca yaşanılan bir düzen kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.

Biliyoruz ki bu mücadelemiz adaletsizliği, yolsuzluğu, haksızlığı ilke edinenleri rahatsız edecek.

Bu uğurda 9 köyden kovulsak da , “10. Köyde” buluşup dayanışmamızla bu adaletsiz düzene karşı koymaya devam edeceğiz.

Buradan ilan ediyoruz;

Elinizdeki iktidar gücü ile her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu yapabilirsiniz. Ve hatta “hırsızı yakalayanları” cezalandırabilirsiniz de .

Biz ise Atatürk’ün Bursa Nutku’nda ifade ettiği gibi “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” Anlayışıyla karşınıza dikilmeye devam edeceğiz.

Bu dava için talimatla ifade almak için çağrı yapan Bursa 8. Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurumuzu yaparak asıl davada bulunacağımızı belirttik.

Tüm kamuoyunu 7 Temmuz Saat 13.40’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesi’nde görülecek olan davaya katılmaya, dayanışma ile 10.Köy’ün ne kadar kalabalık ve kararlı olduğunu göstermeye devam ediyoruz.