Ana sayfa Bursa SARIBAL: KORONA VİRÜSÜ ÖNLEMLERİNDE HENÜZ İSTEDİĞİMİZ NOKTADA DEĞİLİZ

SARIBAL: KORONA VİRÜSÜ ÖNLEMLERİNDE HENÜZ İSTEDİĞİMİZ NOKTADA DEĞİLİZ

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal , CHP Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. FOTOGRAF;OZANCIFCI/CHP GENEL MERKEZI

Ülkemizi de teslim alana Covid -19 salgını nedeniyle hepimiz zor bir sınavdan geçiyoruz.
Koronavirüs salgını sonrası koruyucu kişisel donanımlar dediğimiz maske, eldiven, tulum, iş ayakkabısı, iş elbisesi gibi değişik özellikleri olan, her çalışma ve iş grubunun kendine özle üretim biçimi olan ama temel amacı insan sağlığını ve iş güvencesini ortaya koyan malzemelerin önemi bir kez daha ortaya çıktı.
Bu konuda henüz istediğimiz noktada değiliz.

Koronavirüs (Covid – 19) ortaya çıktıktan sonra koruyucu maskeler gündeme geldi.
Koronavirüs 19 Aralık 2019 tarihinde Çin’de ortaya çıktıktan 80 gün sonra bizde görüldü. Bugün itibariyle 120 oldu. Maskelerin kullanılmasının gerekli olup olmadığı konuşuldu. Sonra kullanılması gerektiği ortaya çıktı.
Hala maskelerin yeterli olup olmadığını konuşuyoruz.
Maskenin öncelikle kullanılması gereken yerler ise sağlık çalışanları, hemşireler, doktorlar ve hastalardı.
Maskeler üç temel gruba ayrılmıştı. Bir tanesi günlük maskeler. Kendimizi dışarıdan gelecek virüse karşı korumak veya bizde virüs var ise karşımızdaki korumak için kullanılması gereken günlük, kısa süreli kullanılıp atılacak maskeler.
Diğeri tıp doktorlarının tedavi döneminde, hastalarla yüz yüze geldikleri dönemde kullanacakları sağlık maskeleri.
Elbette en önemlisi, bugün gündemde olan, solunum amaçlı kullanılan ve en çok tartışma konusu olan maskeler.
Hükümet, her işte olduğu gibi bu işte de başka bir hikaye örmüştü. Eğer biz bunu bugün konuşmazsak, geçmişi doğru analiz etmezsek, geleceği de buna göre kurgulayamayız.

1 İthaltaçı 3 Üretici Firma’ya Kolaylık

Hükümet, 2018 yılı yaz aylarında üst üste genelgeler çıkardı. Bir genelge çıkardı ama yürürlüğe koymadı. O genelge Avrupa’dan ve özellikle Asya ülkelerinden ucuza ithal edilen ve burada birçok ticaret işletmesi tarafından ithal edilme olanağı olan ve satılan kişisel koruyucu malzemeleri, hükümetin o tavrıyla kısıtlanmaya başlandı.
2018 Ağustos ayında çıkarmak istedikleri genelge çok ağır olduğu için, 31 Aralık 2018’de yeni bir genelge yayınladılar. Bu genelgeyle, yerli üretimi özendirmek ve ithalatı kısıtlama adına tedbirler aldılar. Çok da kötü bir uygulama değilmiş gibi görünüyordu. Ama o günden itibaren bu sektörün içinde olan uzmanlar, bilim insanları, kullanıcılar bazı önerilerde bulundular. Bunların başında da AB İş Güvenliği Federasyonu Türkiye Temsilcisi olan, ESF üyesi TİGİAD (Türkiye İş Güvenliği İş Adamları Derneği) çok net açıklamalar yaptı. Genelgeden hemen sonra defalarca Ticaret Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığına giderek, basın açıklamalarıyla kamuoyunu da bilgilendirerek, bu sürecin doğru olmadığını, ithalatın bir anda kısıtlanmasının doğru olmadığını, Türkiye’nin sanayide, çalışma hayatında önemli bir ülke olduğunu ve nüfusunun çok yoğun bir kısmının sahada olduğunu söyleyerek, maskelerde, tulumda, ayakkabıda, gözlükte çeşitli sorunlar yaşanacağını çok net bir şekilde ifade ettiler.
Ama Bakanlık, her defasında bu genelgeyi değiştirmeyeceğini, bunun üzerinden yürüyeceğini, uyumlu olanların ancak ithalat ve üretim yapabileceğini, uyumlu olmayanların o ithalat imtiyazı içerisinde olanlardan alabileceğini defalarca söyledi.
Düşünün koca ülkede bir tane firma ithalat iznine sahip. Üç firma ise üretim olanağına sahip.
Bütün ilgili kuruluşların itirazlarına rağmen bu kararlar devam etti.
Ve biz koronavirüs ile bu gerçeği gördük.
2019’dan itibaren, ilgili kurumların itirazlarına kulak tıkayan, itirazlarını görmeyen, sadece 3 firmaya üretim, bir firmaya da özel ithalat izni veren Ticaret Bakanlığı, eğer bu uygulamalarını gözden geçirmez ise gelecekte bu konuda bir özeleştiri yapmaz ise yani uyguladıkları yöntemin yanlışlığını görmezler ise bundan sonraki sürçte de doğru bir yönetim mekanizmasının olmadığını göreceğiz.
Maske sıkıntısı çekildi, çekiliyor. Günlük maske ile solunum maskesini bir birine karıştırmamak lazım.
19 Aralık 2019 tarihinde çıkan koronavirüs 11 Mart 2020’de bizde göründü. Bu tarihler arasında Ticaret Bakanlığına birkaç sorumuz var;
İthalat izni verdiğiniz 1, üretim izni verdiğiniz 3 firma koronavirüs (Cobid-19) Çin’de görüldüğü günden bizde görülen 11 Mart tarihine kadar geçen sürede bütün dünya koruyucu malzemeleri toparlarken, maske toparlarken, maske stoku yaparken, bu firmalar bizim ülkemizden başka ülkelere maske ihracatı yaptılar mı? Yaptılar ise neden izin vermediniz, geleceği görmediniz mi? Yapmadılar ise sizin öngördüğünüz politika çökmüş, Türkiye’nin acil ihtiyaç duyacağı, sadece acil ihtiyaç duyacağı değil aslında bütün sanayide, çalışma alanlarında her yerde kullanılması gereken maskeleri aslında yeterli miktarda ve gerçekten doğru kalitede, doğru nitelikte üretemediklerini çok net, açık bir şekilde görmüş durumdayız.

Maske Açığı Var

Bakanın televizyona çıkıp ‘1 milyar 300 milyon maskemiz var’ dediği maske hangisidir? Günlük kullandığımız yoksa solunum cihazı olarak kullanılan maskeler midir? Dolayısıyla bir maske karışıklığını da görüyoruz. Daha 16 Mart’ta gidip Ticaret Bakanlığının İthalat Genel Müdürlüğüne gidip, ‘bakın sorun var, maske stokları yeterli değil, maske üretimi yeterli değil, kişisel koruyucu, donanım malzemeleri yeterli değil’ diyen o yapıya 16 Mart’ta İthalat Genel Müdürlüğünün yetkilisi ‘sorunumuz yok’ diyebiliyor ise burada önemli bir sorunun olduğunu ve bakanın bununla ilgili bir tutumunun mutlaka ve mutlaka olması lazım.
Hemen arkasından İçişleri Bakanı çıktı ‘biz olmasaydık Bakanlık maske bulamayacaktı’ dedi. Bu neydi? Stokçuluk ya da yapılan işin ne olduğuna dair bilgi sahibi olunmadan, işyerlerine gidildi, baskı yapıldı. Orada üretilen bütün maskelerin devlete, Bakanlığa verilmesi istendi. Verilen maskeler günlük maskelerdi. Amaca uygun olan solunum maskeleri yoktu.

Dolayısıyla 16 Mart’ta sivil toplum örgütünün temsilcileri Bakanlığa gidip, Bakanlıktan ‘bizim sorunumuz yok, iş tamam’ dedikten sonra, 25 Martta, Sağlık Bakanlığının ve diğer talepler üzerinden, Ticaret Bakanlığının maske ve solunum cihazları üzerinden gümrük vergisi sıfırlanıp ithalata niye izin verildi? Gelinen nokta hangi ihtiyaç ve zorunluluk üzerinden ortaya çıktı? Bu yaman çelişkiyi görmek zorundayız.
Bütünüyle baktığımızda Hükümeti, Ticaret Bakanlığının kimleri nasıl koruduğu kendileri bilmektedirler. Biz sadece söylüyoruz.
Bugün önce sağlık, önce insan demeye devam ediyoruz. Kendi insanımızın sağlığı için ithal edilmesi gerekiyorsa elbette edilecektir. Mesele, iki yıldır kişisel donanım malzemeleriyle ilgili uygulanan Hükümetin üst üste aldığı kararlar, çıkardığı genelgeler ve bu genelgeler sonrasında koronavirüs gerçeğine karşı o uygulamaların tümünün nasıl yerle bir olduğunu, nasıl çakıldığını görmemiz olmamızdır.
O yüzden bugün insanlığın sağlığın önemli olduğu bir anda elbette bunları konuşmanın içimizi ne kadar acıttığını paylaşmak isterim. Ama yapanın da yanına kar kalmamalı.
Bakan oturduğu yerde, Ticaret Bakanlığının İthalat Genel Müdürlüğü yetkilileri, o Bakanlıktan genelgelerle adrese teslim üretim yapan 3 firma ve şahsına özel izin alan ve ithalat yapan o firma da acaba kendilerini gözden geçirme ihtiyacı duyacaklar mı?

Bu ülkenin ithalat yapmayacağı alanlar var ama yapıyor. Biz yıllardır ısrarla deriz ki ‘tarımda ithalata ihtiyacımız yok. Yerli üretim yapalım. Toprağımızla, suyumuzla, köylümüzle…’ Ama (Tarım) Bakanlığı ‘hayır, ben ithal edeceğim’ der. ‘Fiyatı böyle dengeliyorum’ dedi yıllardır. Ama burada insan sağlığını ilgilendiren bir konu. 19 Aralık’ta (2019) dünya gündemine düşmüş sığınmacısıyla 90 milyonun yaşadığı bu ülkede, 80 gün sonra ilk koronavirüs vakası görülüyor, iktidar ancak 25 Martta çıkıyor diyor ki ‘ben ithalata izin veriyorum.’ Yani hatalar zinciri. Hatalar zincirini topluma ödetme. Elbette bunun hesabı sorulacak.

Bizler soracağız. Bizler deşifre edeceğiz. Bizler elbette bunun yakasını bırakmayacağız. Bu ülke insanının hayatını, sağlığını kimsenin riske atma hakkı yoktur.

Elimizden geleni yapacağız. Her türlü çabanın içinde biz de varız. Niyetimiz iyilik. Derdimiz ülke ve toplum. Hep beraber bu sarmaldan çıkmanın gerekli olduğuna inanıyoruz. Ama hiç olmazsa bu noktada, bu halk, bu ülke ne olacak? Sorusunu sorup, bunun arkasından yine bir siyasi, bir koltuk, bir yerinde kalma mücadelesi etmeden, vicdan, ahlak ve insan değerlerinin öne çıkacağı bir sürecin içinde olma dileğimi tekrar yineleyerek, herkesin insanca yaşayacağı bir dünyada, bütün kötülüklere birlikte mücadele edeceğimiz ve iyiliğin egemen olacağı, iyiliğin şart haline geldiği bir toplum dileğimle, bir ülke dileğimle, bir dünya dileğimle saygılar sunuyorum.