Ana sayfa Güncel PİLAVİSYON…

PİLAVİSYON…

PİLAVİSYON…

Partisinden 108 kişi istifa edince, Doğu Perinçek’i yandaş ekranlarda daha çok görür olduk…

Perinçek, gerçeklerle ilgisi olmayan pek çok şey söyledi…

Ben en çok, “Silivri’nin duvarlarını yıktık!” sözüne takıldım…

Yalnız hükümete muhalif oldukları için içeride tutulan gazeteci, yazar ve siyasetçiler varken, Silivri duvarlarının yıkılmasından söz etmenin anlamsızlığını şimdilik bir kenara bırakalım…

Doğu Perinçek’in Silivri kapılarında direnen aydınları terörist ilan edip;   Fethullah Gülen’e övgüler dizen, Ergenekon ve türevi davaları savunanlarla bugün aynı telden çalmasındaki garabeti de, siyasetteki alışılagelen tutarsızlığına yoralım…

Evet,  unutmaya meyilli bir toplumuz ama, daha dün yaşanmış olayları unutacak kadar da hafızamızı kaybetmiş değiliz!

Doğu Perinçek ve diğerlerinin Silivri zindanlarından çıkışını hazırlayan süreç, AKP’nin yapılanların haksız ve hukuksuzluğunu kafasına gökten elma düşer gibi birden bire hatırlamasıyla gelişmedi…

Her ne kadar Ergenekon tutuklularının ve yapılanları içine sindiremeyen yazar, gazeteci ve siyasetçilerin kararlı mücadelelerinin sonuca etkisi küçümsenemez, yok görülemez ise de, Ergenekon efsanesinde olduğu gibi Silivri’nin demir parmaklıklarını eritmesinden de söz edilemez

Hepimiz biliyoruz ki, Perinçeklerin Silivri’den çıkış öyküleri; 17-25 Aralık yolsuzluk davalarıyla bozulan AKP-FETÖ koalisyonunun doğal bir sonucuydu…

Silivri zindanlarından çıkışın bir öyküsü yazılacaksa başrol yine AKP’nin yolsuzluk davalarından sıyrılma, aklanıp paklanma gayretine verilmelidir…

Yolsuzluk iddialarından kurtulmanın yolu, Ergenekon davasından vaz geçmekten, davanın savcılığından istifa etmekten geçiyordu…

Fethullah güvenilmezdi, paralel yapıydı, Amerika’nın uşağıydı, ajandı, her türlü melanetin baş sorumlusuydu çünkü…

İki davanın da kurgulayıcıları ile sahneye koyanları aynıydı…

Yürüttüğü bir davadan savcının altına kurşun geçirmez Mercedes verirken, diğer davadan hain ilan etmek, olacak iş değildi…

Bu durumda Ergenekon da Balyoz da tıpkı 17-25 gibi temelsiz, asılsız ve kalleşçe düzenlenmiş birer kumpas oluyordu haliyle… 

Yolu Fransa’ya düşen Temel’le Dursun’unfıkrası gibi;

Hani acıkınca lokantaya girmişlerdi de Temel Dursun’a her kelimenin sonuna “isyon” eki ekleyerek Fransızca konuşulacağını söylemişti…

Gururla garsona seslenmiş;

“Hey, garsonisyon bir pilavisyon getir” demişti…

Yemekten sonra hesabı öderken bir taraftan da Dursun’a hava atmış

“ Gördün mü nasıl daFransızca konuşuyorum”

Garson dayanamamış;

“Eğer ben Türk olmasaydım, siz burada pilav yerine bokisyon yerdiniz” demişti… 

Perinçek de öyle, eğer 17-25 olmasaydı, daha çok yıkardınız Silivri duvarlarını!