Ana sayfa Bursa ÖZGÜR ERDURSUN İLE SÖYLEYİŞİ:” KIDEM TAZMİNATINI HİÇBİR BABA YİĞİT FONA DEVREDEMEZ” KEMAL...

ÖZGÜR ERDURSUN İLE SÖYLEYİŞİ:” KIDEM TAZMİNATINI HİÇBİR BABA YİĞİT FONA DEVREDEMEZ” KEMAL CANKAYA -3-

Söyleyişimizin, son bölümünde vergi sistemini, işsizlik oranındaki artış, pandemi döneminde kısa çalışma ödeneğinin yansımaları, kıdem tazminatının fona aktarılması konusunu değerlendirdik…  

K.C: Her seçim ve kriz döneminde sürekli olarak bir vergi yapılandırması veya vergi affı gündeme geliyor. Vergi affı veya yapılandırması ile görünen o ki bir sonuç alınmıyor.  Yapılandırmaya ve affa rağmen insanlar neden vergilerini ödeyemiyor?

Ö.E:   Şimdi söyle bir örnek vereyim; bir işletmeniz var, işletmenizin de 10 TL borcu var, işletmenizin 10 TL vergi borcu var,  işletmenizin gelirleri, giderleri karşılandıktan sonra 2 TL para kalır.  2 TL ile de geçiminizi zar zor sağlıyorsunuz, vergileri de ödeyemiyorsunuz, bu arada da 10 TL vergi borcunuz birikmiş. Devlet diyor ki, size 2 TL kalıyor. Devlet sizin bu 10 TL’nizi böleceğim, aylık bana 1,5 TL  1,5 TL veya 1 TL 1 TL öde, sizin 2 TL’niz var bana 1 TL 1 TL taksit taksit öde diyor. Zaten 2 TL’lik gelirinizle 1 TL’yi ödemek için uğraşıyorsunuz, diğer taraftan da yeni bir 10 TL birikmeye başlıyor. Bakıyorsunuz ki, ben geçimimi sağlayamıyorum, bunu taksite böldürdüm, arkadan bir tane daha geliyor. Devlet bu seferde diyor ki onu da boz ben yeniden bölüyorum diyor. Şimdi de diyor, 1,5 TL, 1,5 TL öde diyor ama sizin geliriniz hala 2 TL. 1,5 TL ödüyorsunuz geliriniz hala 2 TL, birkaç taksiti ödüyorsunuz, 5 taksit, 7 taksit, 8 taksit yine ödeyemiyorsunuz arkadan bir 10 TL daha geliyor. 10TL’ler ardarda oluyor 20-30 TL. Bu sefer size kalan para yine 2 TL vergi taksitlendirmesi yapıyorsunuz ödemeniz gereken 3 TL, sizin cebinizde kalan 2 TL, 3 TL’yi nasıl ödeyeceksiniz? Böyle bir sistemle, taşınmanız varsa iş yerine ait, arabanız varsa, malınız mülkünüz varsa SGK, vergi dairesi kamu bu sefer diyor ki bunlara dokunamazsın, kredi kartlarına bankalara kadar bloke koyduruyor. Böyle bir durumda iflaslar arka arkaya, konkordatolar da arka arkaya gelmeye devam ediyor. Şu anda borcu olmayan esnaf neredeyse yok, borcu olmayan çalışan neredeyse yok. Pandemi sürecinde düşünün, devlet kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izin aylığı verdi, işsizlik sigortası fonundan. Biz dedik ki, işsizlik sigortası fonunda 130 milyar para var, eski para ile 130 katrilyon. Normal işsizlik maaşı gibi yada kısa çalışma ödeneği şeklinde bu paranın verilmesi gerekiyor. Denildi ki; bazı şartlar ortaya koyuyoruz. Yahu bu özel bir durumdur.  Salgınlar 80 yılda 100 yılda olan bir vaka. Ekstra bir durum, şart ve koşul olmaz, tüm çalışanlara verilmesi gerekiyor. Esnafa destek olunması gerekiyor. Dediler ki; biz kısa çalışma ödeneğini ayrı vereceğiz, onu hak etmeyenlere de ücretsiz izin aylığı vereceğiz. Ücretsiz izin aylığı sabit 1168 TL, ister çalışırken maaşınız 5 bin TL olsun, ister 10 bin TL olsun, sabit 1168 TL alıyorsunuz. Düşünün, İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da, İzmir’de devlet size 1168 TL veriyor, işe gitmiyorsunuz, 1168 TL ile tüm ihtiyaçlarınızı karşılamak zorunda kalıyorsunuz. Ne yaptınız siz? Kredi kartlarına asıldınız, devlet kredi verdi, bu arada gittiniz o kredilerden de yararlandınız. Şimdi süreç hala devam ediyor, 1 ay daha uzadı dediler, 1 ay daha 1168 TL ile devam edeceksin, işten ayrılamıyorsun, işveren seni işten çıkartamıyor, işten çıkarma yasağı var. Sen ayrılırsan tazminatlarını bırakmak zorundasın, böyle bir durumda kımıldayamıyorsun. 1168 TL ile devlet diyor ki, başınızın çaresine bakın, sende bu arada borçlanmaya devam ediyorsun. Çalışan borçlu, esnaf borçlu, işveren borçlu, devlet borçlu, duruma baktığınızda herkes borçlu. Şöyle söyleyebiliriz; bu lüks arabalarla gezenler var, gayet iyi alışveriş, tatiller yapanlar var. Türkiye’de yüzde 20’lik bir kesim var. O yüzde 20’lik kesim devletin gelirinin, payının yüzde 80’nini alıyor. Yüzde 80’de,  bütçe gelirinin yüzde 20’sini paylaşıyor. Yüzde 20 kaymak tabaka diyebileceğimiz kesim, onlar etkilenmiyor. Onlar bir şekilde parasını, pulunu ihaleler alarak, devletle iş yaparak, belediyelerle iş yaparak bir şekilde parasını kazanmış, vergisini kaçırmış, vergiyi az ödemiş kimse dokunmamış, yüzde 20’de bu var. Yüzde 80’nin durumu içler acısı yani yüzde 20’ye bakarak ülkenin durumu çok iyi diyemeyiz. Ülkenin durumu görmek için yüzde 100’ne bakmamız gerekiyor. O yüzde 20 aldatıcı olur. Bu nedenle çalışan 14 milyon 500 bin SGK’lı var. 14 milyon 500 bin SGK’lının 6 milyonu asgari ücretle çalıyor. Asgari ücret 2324 TL. 2324 TL ile 3000 TL arasında gelir alanlarla beraber 3000 TL maaş alanların sayısı 10 milyon. Diğer 4 milyon ise biraz daha üstünde,  bu nedenle çalışanların cebine az bir para giriyor. Pandemi döneminde gelirleri daha da azaldı, kredi, kredi kartları borçları arttı. Ev almışsa, araba almışsa, krediye girmişse onları ödeyemeyecek duruma gelmiş, bankalar bunlara yavaş yavaş el koyacak, başka şansı kalmayacak. Ülkenin ekonomisi her geçen gün daralıyor. Bütçe her geçen gün açık vermeye devam ediyor. Bütçe açığı 6 ayda 100 milyarı geçmiş durumda. Türkiye Cumhuriyetinin bütçesi 1 milyar 100 milyon, eski para 1 katrilyon 100 milyar bütçesi var. Bu bütçe dediğimiz gibi vergi gelirleriyle toplanacak. Tahmini bütçe yapılıyor ama o para yok şu an ortada.  İşsizlik sigortası fonunda bir miktar para var, o da var mı yok mu belli değil! işsizlik sigortası fonunda para olmasa bile karşılığında para basılıyor. Yani sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Ülkemizde emeklilik sistemi, çalışma hayatı, özellikle tamamlayıcı emeklilik kıdem tazminatının fona devri de gündeme geldi.

K.C: Kıdem tazminatının fona devredilmesi konusuna işverenler de sıcak bakmıyor,  onlara külfeti nedir?

Ö. E: Kıdem tazminatını hiçbir baba yiğit fona devredemez. Kıdem tazminatı fonunu AK Parti gündeme getirseydi, bir daha ki seçimlerde yüzde 1’in üzerinde oy alamaz. AK Parti yaptırdığı anketlerde AK Partili çalışanlardan bu yasa çıkarsa oy almayacaklarını, gördükleri için vazgeçtiler. Çalışma hayatında düşük maaş alanlar, emeklilikte yaşa takılanlar, emekli olup çok düşük ücret alanlar, emekli olup da çalışmak zorunda kalanlar, bunların neticesinde gençlerin iş bulamaması, çalışamaması… Daha çarpıcı bir örnek vereyim, Türkiye’de bugün 3 milyon 750 bin kişi işsiz diye TÜİK açıklıyor. Türkiye’de 4 milyon 460 bin kişi işsiz. İş olsa çalışacak, iş aramış umudunu kaybetmiş. Bu 4 milyon 460 bin kişi TÜİK verilerinde işsiz olarak değerlendirilmiyor. Bu veriler günü kurtarmanın verileri olabilir ama gelecekle ilgili büyük kaygılar. Bu nedenle bu kadar çok sorun varken, bu konuların daha çok masaya yatırılması gerekiyor. Muhalefet partilerinin bu konularla daha çok ilgilenmesi gerekiyor. Muhalefet partileri bu konulara ne kadar sıklıkla yaklaşırsa, vatandaşta muhalefet benim derdimi biliyor diyerek muhalefete yaklaşıyor. Bizim bu konularla ilgili yaptığımız çalışmalar, ses getiriyor, tabi böylesi bir durumda bende çok mutlu oluyorum.  Size ilginç bir örnekten söz edeceğim; Bursa’da yerel bir gazetede 21 Ekim 2016’da bir röportaj yapmıştım. Manşet “ Gizli tehlike yeni işsizler”. Orada demişim ki; sosyal güvenlik uzmanı Özgür Erdursun ekonomide tehlike çanlarının çaldığını açıklarken, eğer bir düzenleme gelmezse işsizlik oranları 2001 yılındaki rakamlara dönebilir demişim. Ne zaman bunu demişim? 2016’da. 2016 yılında işsizlikle ilgili hiçbir kimse olumsuz bir söz etmiyordu. 4 yıl önce bu rakamların geleceğini söyledim ve 4 yıl içinde hiçbir önlem alınmadı. Önlemlerin neler olabileceğini tek tek söylemiştim. Şu anda geldiğimiz nokta, 2016’da yaptığım tespite gelindi. Türkiye’de liyakatli, işi bilen, mesleği ile ilgili becerisi olan kişilerin muhakkak bir yerlerde olması gerektiğini düşünüyorum. Ben ekonomi, sosyal güvenlik, çalışma hayatı konularında bildiklerimi söylüyorum. 4 yıl önce söylemişim, öngörmüşüm. Küçük bir anıydı bugün sizinle paylaştığım. Paylaştığım anının şöyle küçük bir anısı da var: CHP’den yönetici bir arkadaşımızla gitmiştik gazeteye. 2016 yılında işsizlik konusu çok konuşulan bir konu değil, bu konuyu ben gündeme getirdim, arkadaşımda yanımda beni dinliyor. Gazeteden çıktıktan sonra bana dedi ki, Özgür bey siz neden böyle bir açıklama yaptınız, bu sizi bağlar dedi. Ülkede işsizlik konusu konuşulan bir konuda değil, her şey iyi gidiyormuş gibi gözüküyor bu konuda dedi. Yarın öbürsü gün gazete bunu yazarsa işsizlikle ilgili bu adam bu işten anlamıyor demezler mi? dedi. Bende, gelecek tarih söylediğimiz her şeyle ilgili bizi milletle, çevremizle, işimizle yüzleştirecek, bizde bilip bilmediğimizi görürüz demiştim. Gelinen noktada da üzülerek söylüyorum, işsizlik konusunda bu sorunları yaşıyorsak, benim teyzemin oğlu, amcamın kızı, halamın oğlu da bu sorunu yaşıyor, sizin de yaşıyor, bizi hiç tanımayan yazılarımızı okuyacak kişilerin de yaşıyor. Biz hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Bu sorunlar olmasın diye bunları çok konuşuyoruz. Nasıl olmaz diye bu nedenle okuduk, bu nedenle çalışmalarımızı yapıyoruz. Türkiye’de işini bilen kişiler, maalesef bir yerlere gelmekte ülkemizde zorlanıyor. Bugün bir güreşçi bir bankaya üst düzey yetkili olarak atanabiliyor. Bir sanatçı orada, bir güreşçi orada derken ülkede her geçen gün dış yatırımcının ülkeye güveni azalıyor, adalete güveni azalıyor, yargıya güveni azalıyor, halkın iktidara güveni azalıyor. İktidar,  gücünü koruma adına daha da sertleşiyor, katı baskıcı önlemler alıyor. Baskıcı tutum yatırımcıyı iyice tedirgin ediyor, borsadan çıkışlar oluyor. Kısır döngü başlıyor. Bu kısır döngü de iktidarların değişmesinin nedeni oluyor.

Teşekkürler…