Ana sayfa Bursa ÖZGÜR ERDURSUN İLE SÖYLEYİŞİ: KEMAL CANKAYA – 2 –

ÖZGÜR ERDURSUN İLE SÖYLEYİŞİ: KEMAL CANKAYA – 2 –

Özgür Erdursun’la söyleyişimizin ikinci bölümünde çalışma hayatında yasaların geriye doğru işletilmesi sonucunda yaşanan mağduriyetleri, Aile sigortasının toplumsal yaşama olumlu katkıları, Hazinenin SGK’ya vermesi gereken katkı payını vermemesinden dolayı emeklilerin maaşlarının risk altında olması konularını ele aldık.

Erdursun’un, yaşadığımız süreçte altını çizerek belirttiği en önemli konu; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin risk altında olmasıdır.   ,

K.C: Türkiye’de en büyük sıkıntı iş hayatına dair çalışanlar aleyhine yasaların sürekli olarak değişmesi, yasaların geriye doğru işleyişi bizde ciddi anlamda bir devlet ritüelinin olmadığını mı gösteriyor?

Ö.E:  Benim bir hayalim var, hayalim şu; Türkiye’de aile sigortası kavramını görmek istiyorum. Olması gereken aile sigortası nedir? Avrupa’da Almanya’da hep özeniriz, bir kişi çalışmıyorsa, iş arayıp bulamıyorsa, geçimini sağlayamıyorsa devlet o kişiye geçimini sağlayacağı kadar bir para vermek zorundadır. Bunu gelişmiş ülkelerin hepsi yapar. Hatta çalışıyorsa dahi, belirli bir rakamın altında ise ücreti, devlet o kişinin kirasına, çocuklarının eğitimine, sağlığına bakarak aradaki farkı da kapatmak zorundadır. Biz böyle olursak Türkiye’de aç hiç kimse kalmaz, işsiz hiç kimse kalmaz. Şimdi düşünün anne işsiz, baba işsiz evde aş yok, ekmek yok, para yok, sürekli kavga var, o çocuk hayatta başarılı olmaz. İlk önce bizim böyle bir sistem getirmemiz gerekiyor. Nasıl getireceğiz? 83 milyon nüfusa sahip Avrupa’nın en büyük ikinci devletiyiz. 85 milyonla Almanya, 83 milyonla Türkiye. Almanlar bunları yapabiliyorsa, bizim bir eksiğimizin olduğunu ben düşünmüyorum. Biz daha da iyisini yaparız. Bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan bireyler, Almanya’da yaşayan bireylere göre baktığınızda, emeklilik yaşı Almanya’da biraz daha fazla. Türkiye’de de 65 oldu zaten, ama çalışırken belli bir miktar para kazanıyorsun, geçimini sağlıyorsun, en azından emekli olduğunda da toplu bir para alman lazım. Türkiye’de emeklilikte yaşa takılanlar konusunu söylediniz, yasalar geriye doğru işletildi. 8 Eylül 1999 tarihinde, 17 Ağustos depreminden günler sonra, henüz deprem bölgesine yetkililer ulaşmışken, İMF’nin dayatmasıyla emeklilikte yaşa takılan milyonlarca kişi ortaya çıktı. Şöyle söylendi, dendi ki; Türkiye’de emeklilik yaşını kademeli olarak kadınlarda 58 erkeklerde 60 yaşına çıkartacağız, yıllarca emekli etmeyeceğiz, bu kişileri emeklilikte yaşa takacağız, para biriktireceğiz ilerde daha iyi şartlarda emekli olduğunuzda maaş alacaksınız, sosyal güvenlik imkânlarından da daha iyi yararlanacaksınız. Gelinen noktada üstünden 21 yıl geçti. Yasalar geriye doğru işledi, ilk işe giriş tarihine göre emekli olması gerek kişiler emekli olmadı. 5 yıl, 10 yıl, 17 yıl sonra emekli olmak zorunda kaldı, yıllarca devletten maaş almadılar, devletin kasasının dolması gerekiyordu. Devletin şu anda sosyal güvenlik sisteminde kasa boş.

K.C: Tam buraya gelmişken, geçenlerde çıkan bir habere göre hazinenin SGK’ya vermesi gereken sağlık katkı payı verilmemiş. Emekli olanların, emekli olacakların maaşlarının önümüzdeki günlerde riske gireceği yönünde bir iddia var. Rakamsal olarak hatırlamıyorum, çok büyük oranda SGK’ ya bir kaynak aktarımı gerekiyormuş. Hazine kasası tam takır kuru bakır, emeklilerden nasıl bir kesintiye gidecekler?

Şöyle;2002 yılına kadar sosyal güvenlik kurumu prim toplar, cezalar keser, idari cezalarla beraber sosyal güvenlik kurumunun bir geliri vardır. Bu gelirle de emeklilerin maaşlarını verir, kurumun giderlerini karşılar aynı zamanda da sağlık harcamalarını gerçekleştirir. Gelirlerle giderleri karşılama oranı yüzde 71’di. Bugün yüzde 90’larda deniliyor gelirlerle giderlerin karşılanma oranı, çünkü katkı sunuluyor hazineden sosyal güvenlik kurumuna. 2002 yılına kadar böyle bir katkı yoktu. O katkıyı biz çıkardığımızda, bugün gelirlerle giderlerin karşılama oranı yüzde 70. 2002’den daha kötü bir durumdayız. Ve o katkıyı da aktarma şansımız her geçen gün azalıyor. Ülkemizde pandeminin de etkisiyle birlikte ekonominin daralması ile bazı illerde vergi tahsilât oranı yüzde 2. Yüzde 2 vergi tahsilât oranı ile devletin en büyük geliri nedir bütçede? Vergi gelirleridir. Bu vergi gelirlerini tahakkuk edip tahsil edemezse şayet, yani alacakla iş yürür mü? Alacağı var ama alacağını cebine koyamıyor. Bu sefer yatırımlarını gerçekleştiremezsin, yeni yatırımlar gerçekleşemez. Yatırımları bir kenara koyduk bir de devletin memurları var, emeklileri var bu kişilerin bu seferde maaşlarını ödeme durumu riske girer. Bunu çok dillendirmek istemiyorum. Ama şu anda böyle riskli bir durum bu. Verginin tahsilât oranlarıyla, ekonominin daralmasıyla 1999 yılında 1447 sayılı yasa çıktığında sizi hemen emekli etmeyeceğiz, yıllar sonra emekli edeceğiz, kasayı da dolduracağız denildi. Ama o kasada dolmadı, o parada çarçur oldu. Gelinen noktada sosyal güvenlik sistemi açık veriyor, çok büyük açığı var, devletin katkı sunması gerekiyor. Devletin kasasında para yok! Gelecek ilgili akla şu geliyor; Emeklinin parası nasıl verilecek? Memurun parası nasıl verilecek? Bu bir risk midir? Şu anda Türkiye Cumhuriyeti devleti bir risktir. Hem de büyük bir risktir. Bu riski nasıl telafi edecekler? Ek vergilerle, dolaylı vergilerle, borçlanmalarla, iç borçlanma, dış borçlanmalarla bunu telafi edecekler.