Ana sayfa Bursa NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU: İKTİDARIN İSTANBUL SÖZLEŞMESİYLE İLGİLİ KARARINI GÖZDEN GEÇİRMESİNİ İSTEDİ

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU: İKTİDARIN İSTANBUL SÖZLEŞMESİYLE İLGİLİ KARARINI GÖZDEN GEÇİRMESİNİ İSTEDİ


“Görüyoruz ki iktidar cephesinde gözler kör, kulaklar sağır, diller lal olmuş. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte kalması için hiçbir adım atılmıyor.  Oysa İstanbul Sözleşmesi dünyanın her yerinde binlerce yıl içinde binlerce kadının kanıyla, gözyaşıyla yazılmış bir sözleşmedir. Masa başında birkaç kişinin yazdığı bir anlaşma değildir.”


– Antalya’da taşa yazılmış bir yardım çığlının fotoğrafını göstererek sürdürdüğü açıklamasında, “İstanbul Sözleşmesi şiddete maruz bırakılanlara devletin adalet konusunda güven vermesidir. 12 yaşındaki bir çocuk, yeterince eğitilmediği için devlete güven konusunda bir farkındalık olmadığı için ağaçlara anlattı, taşlara yazdı yardım çığlığını.

‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ derken biz, insanlara devletin bu güveni vermesi gerektiğinin altını çiziyoruz. İnsanların, kadınların, çocukların dertlerini dağlara taşlara değil, devletin ilgili birimlerine güven duyup gidip onlara anlatmasını istiyoruz” dedi.

CHP PM üyesi Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline ilişkin kararın yeniden göz geçirilmesini istedi.

Basın toplantısına “Türkiye’nin dört bir yanında hakları için çevre için doğa için mücadele bütün kadınları saygı ile selamlıyorum” diye başlayan Altaca Kayışoğlu, “Haftalardır kadın milletvekili arkadaşlarım burada İstanbul Sözleşmesi’nin önemini anlatan açıklamalar yapıyorlar. Görüyoruz ki iktidar cephesinde gözler kör, kulaklar sağır, diller lal olmuş. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte kalması için hiçbir adım atılmıyor.  Oysa İstanbul Sözleşmesi dünyanın her yerinde binlerce yıl içinde binlerce kadının kanıyla, gözyaşıyla yazılmış bir sözleşmedir. Masa başında birkaç kişinin yazdığı bir anlaşma değildir.

Tarih bilmeyen, hukuk bilmeyen liyakatsız kadrolar tarafından yönetildiğimiz için yaşanan garabetlerin bedeli en çok kadınlar çekiyor” diye konuştu.

Dünya tarihinde kara lekeler olarak duran kölelik düzenini, kadınların Amerika’da cadı avına maruz kalmasını, Ortaçağ’daki işkence sandalyelerinde ve yakın tarihimizde yaşanan acıları da anımsatan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, “Bütün bu acılar 1949’da Avrupa Konseyi kuruldu. 1950’de İnsan Hakları Sözleşmesi imzalandı. İnsanların haklarının devletler karşısında güvence altına alınması için atılan bu adımların sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devreye sokuldu.

Ama bütün bu iyi niyetli girişimlere rağmen kadının, çocuğun, insanın mağduriyeti konusunda daha atılması gereken adımlar olduğu anlaşıldı. Çünkü insan hakları belgeleri canlı belgelerdir. İnsanlık geliştikçe, tarih ilerledikçe bu metinler de insanlık lehine geliştirilirler. İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yetersiz kaldığı yerlerde ek protokoller ve sözleşmelerin devreye girmesinin nedeni de budur. İstanbul Sözleşmesi de bu mecburiyetin sonucu olarak Türkiye’nin Avrupa Konseyi Başkanlar Komitesi başkanlığı sürecinde İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayarak önemli bir işin altına imza attı. Ancak o tarihten sonra sözleşmenin gereğini yapma konusunda yeterince istekli oldu mu? Bugün gelinen nokta bunun somut bir göstergesi olarak önümüzde duruyor” dedi.

AİHM Nahide Opuz kararına vurgu yapan, 23 kez devlet birimlerine başvurduğu halde cinayete kurban giden Ayşe Tuba Arslan cinayetini hatırlatan Altaca Kayışoğlu açıklamasını şöyle sürdürdü:

“İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir avuç kadın düşmanının karalama kampanyası başlatmasıyla gelinen süreç çok vahimdir. İstanbul Sözleşmesi’ni kararlayanların iki temel argümanı var ikisi de külleyen yalandır. Aile yapımızı bozuyor diyorlar. Cinsel yönelim kelimesi geçtiği için eşcinselliği teşvik ettiğini öne sürüyorlar.

Bu iddiların doğru olan bir yanının olmadığı o kadar açık ki. Aile birliğini kadınlara şiddete maruz bırakarak mı koruyacağız. Çocuklarının önünde dövülüp öldürülmeleriyle mi aile birliği korunacak? Adalet Bakanı’na buradan sesleniyorum. Aileyi korumak istiyorsanız aile bütünlüğü ile ilgili araştırmalar yapın, çıkan sonuçlarda göreceksiniz ki aileyi korumanın yolu kadına şiddeti önlemekten geçiyor. Yaptığı açıklamalar ve uygulamalarla görevini yapmadığı açıkça ortada olan Aile Bakanlığı’nın sitesine girip en son 2009’da yapılan araştırmayı okursa Adalet Bakanlığı yetkilileri, aile birliğini korumanın yolunun yoksulluk ve eğitimsizlikle paralel ilerlediğini görecekler. O araştırmada gelir seviyesi düşük ailelerde kadın şiddetinin çok daha fazla olduğu görülüyor. Yine eğitim düzeyi düştükçe şiddet de artıyor. Çocuk yaşta evliliklerin söz konusu olduğu görülüyor. Devleti yönetenler samimi olsa bu araştırmaların sonucuna göre bile birçok çözüm ortaya koyabilirler.

İstanbul Sözlemesi’ni karalamak isteyenlerin eşcinselliği teşvik ettiğini öne sürdükleri 4. madde ile Anayasamızın 10’uncu maddesi neredeyse aynıdır. Ayrımcılığa karşı eşitliği sağlayan bir maddedir. İddiaları küllüyen yalandır.”

İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin Anayasa’ya aykırı, Meclis iradesini yok saymak, kadınların haklarını görmezden gelmek anlamına geldiğini vurguluyan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Antalya’da taşa yazılmış bir yardım çığlının fotoğrafını göstererek sürdürdüğü açıklamasında, “İstanbul Sözleşmesi şiddete maruz bırakılanlara devletin adalet konusunda güven vermesidir. Maalesef bugün devleti yönetenler bu güveni çocuklara da, kadınlara da insanlara da verememektedir. 12 yaşındaki bir çocuğun belki yeterince eğitilmedi için devlete güven konusunda bir farkındalık olmadığı için ağaçlara anlattı, taşlara yazdı yardım çığlığını.

‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ derken biz, insanlara devletin bu güveni vermesi gerektiğinin altını çiziyoruz. İnsanların, kadınların, çocukların dertlerini dağlara taşlara değil, devletin ilgili birimlerine güven duyup gidip onlara anlatmasını isyoruz” dedi. Kanıyla kendisini öldürmek isteyen adamın adını yazan Nurtaç Canan’ı da hatırlatan Altaca Kayışoğlu açıklamasını şöyle tamamladı:

Kadınlar artık kanlarıyla katillerinin adını yazmak istemiyorlar. Kadınlar yüzyıllardır öldürüldüler, bedel ödediler, kanlarıyla İstanbul Sözleşmesi’ni yazdılar. Birileri sanmasın ki maşa başında birilerinin lütfuyla bu söyleşme yazıldı. Tarih hep kadından, insandan yana ilerlemiştir.  Kimse tarihin ve kadınların mücadelesinin önünde duramamıştır.

Kadınların kanlarıyla yazdığı bu sözleşme tek bir adamın kalemiyle bir gecede silinemez.”