Ana sayfa Güncel NOSAB BAŞKANI EROL GÜLMEZ: SANAYİCİ İÇİN EN BÜYÜK SIKINTI HAMMADDE TEMİNİ

NOSAB BAŞKANI EROL GÜLMEZ: SANAYİCİ İÇİN EN BÜYÜK SIKINTI HAMMADDE TEMİNİ

Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Erol Gülmez ile ülkede pandemi sürecinde alınan önlem paketlerinin ve siyasetin ekonomiye ve iş dünyasına yansımaları üzerine gündemi değerlendirdik.

İktidarlarla iyi ilişkiler içinde olan, ülke ekonomisine katma değer sağlamayan sözde iş insanları özde suç örgütü elebaşısı olan kişilerle siyaset arasındaki bağın iş dünyasında nasıl karşılandığı konusunda Gülmez , “Onlar siyasetçilerin, kendilerine siyasi rant sağlamak için kaynakları hortumlamak için ilişki kurduğu, ortaklık sağladığı yapılar.” diyor.

Erol Gülmez; Ülkeye katma değer katan iş insanlarının en büyük sıkıntılarının başında hammadde temini geliyor. Bu nedenlerden dolayı karaborsadan hammadde tedarik edilmesinin sanayicileri zor durumda bıraktığı yönünde sıkıntıları dile getirdi.

Gülmez, gündeme dair Bursaeditör.com’un sorularını yalın bir şekilde cevapladı.

Sayın Başkan. Ülkenin gündemi hızla değişiyor. Siz de bu ülkede bir iş insanısınız. Sanayicisiniz. Ülkede ekonomik anlamda sıkıntılar yaşandığı biliniyor. Bunu pandemi sürecinde en iyi şekilde hissedenlerden birisiniz.  Son dönemde ekonomide yaşanan daralmayla beraber siyasette de hızlı bir şekilde gündem değişiyor. Siyaset-mafya ilişkisinin iş dünyasına yansıması nasıl?

Öncelikle pandemi döneminde en çok etkilenen sınıf küçük esnaf. Biz sanayiciler daha hafif atlattık. Özellikle otomotiv sektöründeki sanayiciler çok fazla etkilenmedi. Konfeksiyon tarzında üretim yapan tekstilciler küçük esnaf kadar etkilendiler. Çünkü insanlar düğüne, restoranta, ev gezmelerine, bayrama çıkamadıkları için giyim ihtiyacı ortadan kalktı. Dolayısıyla o sektörü de çok sarstı. Fakat esnafın bir çoğu yaşamsal faaliyetlerini devam ettiremeyecek duruma geldi. Maalesef ülkemizin kaynaklarıyla ilgili sorundan dolayı da diğer Avrupa ülkelerindeki hükümetlerin, bu durumdaki esnaflara verdiği desteği bizim ülkemizdeki esnaflar alamadığı için gerçekten acınası durumdalar, çile çekiyorlar. Birçoğu açlık durumunda. Pandeminin böyle bir etkisi oldu. Ülkemizin tek kurtuluşu üretim.  Bir ülke üretim yapmıyorsa, ihracat yapmıyorsa kurtulması mümkün değil. Afrika’daki sömürge ülkeler gibi olur. Bizim üretime çok ihtiyacımız var. Fakat üretimin önünde çok engel var. Üretecek altyapımız, imkanımız, teknolojimiz var ama siyasetin her gün değişmesi ekonomiye odaklanmamızı engelliyor. Ekonominin sorunlarının konuşulmasını engelliyor.

İktidarın dış politikadaki uygulamaları ekonomiyi ne oranda zarara uğratıyor?

Önce ekonomideki çözüm bekleyen sorunlarımızı açayım. Öncelikle yüksek faiz gibi bir derdimiz var. İkincisi, firmaların yüksek faizden dolayı kaynaklarla ulaşmakta ciddi sıkıntısı var. Bu da yatırım yapılmasını ve büyümeden dolayı işletme sermayesi ihtiyacı olan firmaların da o sermayeye ulaşamaması anlamına geliyor. Bunun dışında ivedilikle çözülmesi gereken en büyük sorun hammadde tedariği. İster metal ister plastik iş kolu olsun hatta buna petrokimya yan ürünü olan sünger gibi hammaddeler olsun belki 6 aydan beri ciddi bir tedarik sıkıntısı yaşanıyor. Bu sıkıntıdan dolayı ana veya bizim  gibi yan sanayiler üretim hatlarımızı durdurmak zorunda kalıyoruz. Benim Erdemir’den siparişim olmasına rağmen tedarik edemediğim yüzlerce ton hammaddem var. Bunları karaborsadan tedarik etmek zorunda kalıyoruz. Karaborsadan tüccardan alıyoruz. Ben Erdemir’le tonuna 900 dolara anlaşma yapmışım ama tüccardan 1300 dolara almak zorunda kalıyorum. Ben müşterimle de 900 dolar üzerinden fiyat mutabakatı yapmışım ve ihraç ürünlerim ki burada yüzde 80 ihracata çalışıyorum kendi firmamda. Siparişleri kabul etmişim, anlaşma yapmışım ben bunu müşterime yansıtamıyorum. Bizim hiçbir ürünümüzde yüzde 40-50 gibi kar marjı yok. Kar marjı yüzde 10 ile 20 arasında gidiyor. Bu da hammaddeyi karaborsadan tedarik etmemiz halinde ciddi zararlara uğratıyor. Tahattümüzü yerine getirmeyerek ya müşterimizi kaybedeceğiz ya zarar etmeyi göze alacağız. Bu süreç 6 aydır devam ediyor. Daha ne kadar devam edeceğini de bilmiyoruz. Hammadde tedarik sorununun ne zaman biteceğini bilsek hesabımızı ona göre yaparız. Ya tahattümüzden vazgeçer müşterimizi kaybederiz veya hesaplayabildiğimiz bir zararı üstlenip üstlenemeyeceğimize karar veririz. Şu an sanayicilerin en çok çözülmesi gereken sorunu bu. Biz bunu sanayicilerin sivil toplum örgütleriyle, OSB’lerle Sanayi Bakanlığı’na iletiyoruz. Diğer siyasi makamlara iletiyoruz fakat 5-6 aydan beri bu sorun çözülmedi.  Üretim yapan firmalar tahattülerini yerine getirmek adına zarar ediyorlar. Bunun çözülmesi lazım. Bir diğer sorun da döviz kuru. Kur sürekli dalgalanıyor. Bunu yönetmek bir üretici için zor oluyor. Çünkü hammaddeyi döviz bazında alıyoruz. Ürünü satıyoruz ve 90 gün sonra tahsil ediyoruz. Birçok sektörde de 6 aya kadar bu süreç uzuyor. Pahalı aldığımızda döviz aşağıya inerse tahsil ettiğimiz gün kur zararımız oluşuyor. Döviz yukarı çıkarsa hammadde de yukarıya çıkıyor. Siyasi kurallar gereği, döviz kurunun, siyasi baskı olmadan olması gereken değeri TL karşısında neyse o olmalı. Yüzde 30-35’lere varan reel enflasyon, her ne kadar TÜİK böyle olmadığını açıklasa da reel olarak bize girdilerden yüzde 50’lere varıyor. Yüksek enflasyonu ve döviz kurunun sürekli dalgalanmasını müşterilerimize de anlatamıyoruz. Nasıl bir pozisyon alacağımızı, bunu nasıl yöneteceğimizi de bilemiyoruz. Çünkü Türkiye’deki ekonomik kurallar hiçbir ekonomik mantığa göre hareket etmiyor. Bu konunun da çözülmesi lazım. Bir ülkenin üretim yapabilmesi için önündeki sorunların çözülmesi gerekiyorken maalesef siyasi kanadımız sürekli gerekli gereksiz hatta bu ekonomik görüntüyü de yurt dışındaki müşterilerimiz nezdinde daha da kötüleştiren gündemlerle meşgul ediyor. Bu da bize kötü yansıyor. Yurt dışında çalışan bir firmanın CEO’su veya müdürüsünüz. Eskiden Türkiye’deki müşterilerinizle olan ilişkileriniz çok sağlıklı gidiyordu fakat son yıllarda müşteriler biz firmalardan değil, ülkeden endişeli oldukları için siparişlerini başka ülkelere kaydırıyorlar. Çünkü dışarıdan görüntümüz monarşiyle yönetilen Orta Doğu ülkelerinden çok farklı boyutta değil. Merkez Bankamız maalesef bağımsız bir görüntü veremiyor. Çok kısa sürede 3 tane Merkez Bankası başkanı değişti. Adalet sistemimizde dışarıdan görüntü çok kötü. Bağımsız, Avrupa standartlarında bir adalet sistemi olmadığı çok aşikar. Sermaye güvensizlikten çok korkar. Sermaye güvenecek bir liman arar. O nedenle zaten veriler de gösteriyor. Son dönemlerde yurt dışından gelen sermaye miktarımız yok denecek kadar dip yaptı. Bu da bizi çok etkiliyor. Biz yurt dışındaki müşterilerle 10-20 yıllık uzun vadeli ilişkiler kuruyoruz.  Ülkemizin dış politikadaki tutumundan, içerideki sürekli uygunsuz gündemlerden dolayı bizimle artık uzun vadeli projelerde çalışmak istemiyorlar. Daha geçici, kısa vadeli mecbur kaldıkları projelerle bize geliyorlar.  Bu da bizi kötü etkiliyor.

Bu durum AKP ile başlayan bir olgu değil ama Türkiye’deki siyasetin merkezinde oturan iş adamının genel anlamda gayriyasal işlerde olan mafya ile iç içe sarmal bir hale gelmesini nasıl yorumluyorsunuz? 90’lardan sonra su yüzüne çıkan mafya-siyaset- ticaret ilişkisinin adı böyle geçmiyor ama iş adamı gibi görünen insanlarla bunların ilişkileri su yüzüne çıktığında ekonomi nasıl etkileniyor?

Ekonomide devlet belirleyici. Türkiye’de devletin ekonomik gücü hiçbir özel şirkette yok. Belki Amerika’da var maalesef Türkiye’de yok. O nedenle piyasaya devlet yaptığı yatırımlarla ve belediyeler aracılığıyla yaptığı yaptığı ciddi yatırımlarla para pompalıyor. Bir kere iş insanını ayırt etmek lazım. Siyasilerin , devletin kaynaklarını hortumlamak için birlikte çalıştığı kişilere iş insanı dememek lazım. Onlar siyasetçilerin, kendilerine siyasi rant sağlamak için kaynakları hortumlamak için ilişki kurduğu, ortaklık sağladığı yapılar. Bunlar hiçbir zaman sanayici olmamıştır. Ülkede üretim hedefiyle iş yapıp para kazanmamıştır. Öyle bir dertleri de yoktur. Onlar iktidarlarla var olurlar ve iktidarlar değişince bunlar da değişir maalesef. Bunlar bizi nasıl etkiliyor? Gerçek anlamda iş insanı olan, üretim yapan, vergisini ödeyen insanlarla haksız rekabete sebep oluyorlar. Dolayısıyla artık gerçek iş insanların devletin bu tip yatırımlarına teklif bile vermiyor hale geldiler. Hep aynı 3-5 kişinin arasında dolaşıyor. Çünkü biliyorlar ki sonuç belli, karar verilmiş. Çoğu ihaleler adrese teslim yapılıyor. İhale yasasının sürekli değişmesinin nedeninin bu olduğunu herkes biliyor. Ortada haksız rekabet var. Daha önce TOKi’nin de yine o sektörde faaliyet gösteren firmalara karşı oluşturduğu haksız rekabet vardı. Bu da farklı değil.

Bir sanayici olarak sizce ufukta bir erken seçim görünüyor mu?

Normal koşullarda, demokratik, gelişmiş ülkelerde çoktan erken seçim kararının verilmesi gereken tüm belirtiler, olaylar yaşanması. Yüzde 1’i bile yaşansa siyasetçilerin istifasıyla sonuçlanan olaylar yaşandı. Maalesef biz gelişmiş ülkelerdeki erken seçim kriterleriyle, bizim ülkenin son dönemdeki erken seçim kriterlerinin aynı olmadığını görüyoruz. Bu da yine bir kişinin kararına bağlı. Cumhurbaşkanı isterse erken seçim olur, istemezse olmaz haline geldi. Ekonomik veriler, şartlar, ülkenin seçime ihtiyaç duyması, nefes alması gibi kriterler bizim ülke için geçerli değil

Erken seçimin ekonomiye yansıması nasıl olur?

Ekonomi zaten kötü. Bir erken seçimin ekonomiye fayda getireceğini düşünüyorum. Bunu iki sebepten dolayı düşünüyorum. Her iktidar seçim öncesi istemesek de seçim ekonomisi uyguluyor. Bir şekilde piyasaya para pompalıyor. Bu, ekonomiyi canlandırıyor. Birinci sebep budur. İkinci sebep de artık mevcut iktidarın tek başına bu ülkeyi yönetecek yeter sayıya ulaşamama olasılığını düşünüyoruz. Eğer muhalefet bir bütün olarak akıllıca hareket edebilirse erken seçim yönetim değişikliğine sebep olabilir. Bu yönetim değişikliğinden sonra, yönetim erkini elinde bulunduranların alacağı kararlarla ekonominin nasıl etkileneceği kesinlik kazanacak ama en azından mevcuttan daha kötü olmaz öngörüsüyle ekonominin daha iyi olacağını düşünüyoruz.