Ana sayfa Bursa NOSAB BAŞKANI EROL GÜLMEZ İLE SÖYLEŞİ: MAKUL UZUN VADELİ KREDİ VE HİBE

NOSAB BAŞKANI EROL GÜLMEZ İLE SÖYLEŞİ: MAKUL UZUN VADELİ KREDİ VE HİBE

Salgın sürecinde toplumun her katmanının sosyal, ekonomik, psikolojik olarak olumsuz anlamda etkilendiğini yaşayarak görüyoruz.

Bir yandan ülke insanı kendini salgından korumaya çalışırken, devlet tarafından alınan yasaklama kararları, ekonomi cephesinde sıkıntıların yansımaları toplumu derinden etkilemektedir.

Öncelikli olarak baştan küçük esnaf, orta ölçekli işletmeler, sanayiciler bu süreçte büyük yaralar aldı.

Yüzlerce esnaf kepenk kapatırken, orta ölçekli işletmeler, sanayiciler üretim kapasitelerini büyük oranda düşürmek zorunda kaldılar.

Böylesi bir kriz ortamında işten çıkartmalar, ücretsiz izinler, kısa dönem çalışma ödeneği gibi, uygulamalar gündeme geldi.

Genel anlamda baktığımızda ekonominin dip yaptığını görüyoruz.

Salgın sürecinin giderek ağırlaştığı bir aşamada, ekonomi ve toplumsal gündeme dair, NOSAB Başkanı Erol Gülmez ile söyleşi yaptım.

Gülmez yaptığı değerlendirmede üretimin, istihdamın yapılabilmesi için öncelikle makul kredi ve hibelerle esnaf, orta ölçekli işletmeler, sanayicilerinin desteklenmesinin gerektiğinin altını çizdi.

Kemal Cankaya: Pandemi sürecinin üzerinden 9 ay geçti. Ağırlaşarak salgının devam etmekte olduğunu görüyoruz. Birçok sektörde de çok büyük sıkıntıların yaşandığını yaşayarak görüyoruz. Sizinle pandeminin başlarında bir söyleşi yapmıştık, o günden bugüne devlet tarafından verilen destek sözleri hangi oranda gerçekleşti?

Erol Gülmez: Hemen şöyle söyleyeyim; Martta başlayan ilk pandemi sürecinden bugüne kadar ister küçük esnaf olsun, ister sanayici olsun büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldık. Bu sıkıntıyı Temmuzdan itibaren yavaş yavaş atlatmaya başladık. Temmuz sonrası, bölgedeki elektrik tüketim oranlarımızdan biliyorum. Hemen hemen normale döndük, pandemi öncesi enerji tüketimini yakaladık. Fakat özellikle Türkiye’de Bursa’da iki sektör çok önde, birincisi otomotiv sektörü, benim bölgemin çoğunluğu otomotiv sektöründe faaliyet gösteriyor. Bizim sektörümüzde kar marjı çok azdır. Herhalde dünyanın en az kar marjı ile çalışan sektörüdür otomotiv, dolayısı ile yılda 1 ay kriz yaşadığımızda o yılı unuturuz, o yılı karsız kapatırız. Böyle yaklaşık 4 aylık bir süreçte yüzde yüz durma, yavaşlama, kısmi çalışmalarla zamanı geçirdik. Dolaysıyla 3-4 yıllık ticari hedeflerimizi kaybettik. Geriye geldik, borçlandık, bu sürede tabi ki devlet, hükümet bir takım destekler yapmaya çalıştı, yaptı da, fakat ben bunların yeterli olmadığını düşünüyorum, bir de doğru sektörlere yapılmadığını düşünüyorum. Mesela bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, özellikle cari açığı olan bizim gibi ülkelerde, ekonomiyi düzeltmenin ön koşulu istihdamı artırmak yani üreticiyi desteklemek olmalı. Bu desteklerden üreticiye çok büyük bir ayrıcalık tanınmadı. Yani bina yapıp daire yapıp satan  müteahhit de aynı desteği aldı hatta daha fazlasını aldı diyebiliriz. Diğer sektördeki yatırımcılar da veya ticaret erbapları da aynı desteği aldı. Sanırım bugünlerde yeni ekonomik yapılanmayla birlikte, Merkez Bankası başkanının değişmesi sonrasında dillendirilen yeni bir ekonomik pakette üreticiye yeni bir destek, hibe gibi bir düşünce olduğu konuşuluyor, henüz açıklanmadı. Yeni bir paket olduğu konuşuluyor, üreticiye yönelik ayrıcalıklı bir paket olduğu ifade ediliyor. Bu böyle olmalı, üretimimizi artırmanın tek yolu yatırım yapmak. Bu yüksek faiz oranlarıyla hiçbir üreticinin yatırım yapma imkânı yok. Yüzde 25’lere ulaşmış bir faiz oranı ile hiçbir sanayici yatırım yapamaz.

K.C: Kontrol edilmeyen bir döviz kuru hareketliliği olduğunu görüyoruz. 4-5 TL oranında olan döviz kuru oranları hızlı bir şekilde 9- 10 TL’ye kadar yükseldi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası, Merkez Bankası başkanının değişimi ve TL faiz oranlarının yükseltilmesiyle birlikte minimum oranda bir düşüş oldu. Sizler sanayiciler olarak ithalat ve ihracatınızı genellikle döviz üzerinden yapıyorsunuz. Döviz kurlarındaki istikrarsız hareketlenme sizleri hangi oranda etkiliyor?

E.G: Şöyle; en kötüsü döviz kurlarının kontrol edilemez hareketliliği, biz bu hareketliliği yönetemiyoruz. Çünkü aldığımız hammadde dövize endeksli, mesela ben sac kullanıyorum, Erdemir’den o gün ki kurla sacımı alıyorum, 15 günde 20 günde bunu ürün yapıyorum. Eğer ihracat değil iç piyasaya satıyorsam ki, benim satışımın yüzde 50’si iç piyasa, iç piyasaya satıyorum. O gün ki kurdan fiyatını TL’ye çeviriyorum TL olarak fatura ediyorum. Bana müşteri 4-5 ay sonra ödeme yapıyor. Bizim sektörde 120-150 gün arası ödeme vadesi var. Böyle olunca 4-5 ay sonra sattığım ürünün hammaddesini alamıyorum. Çünkü kur o kadar yükseliyor ki, zaten çok dar olan kar marjı beni eksiye götürüyor. Bu nedenle, milyonlarca TL bu çıkışlarda kur zararım oluyor. Hatta radikal bir örnek vereyim. Biz bu süreci yönetebilmek için bazı müşterilerimizle kur anlaşması yaptık. Yani tahsilâtın yapıldığı gün eksi artı birbirimize fatura keselim diye. Müşterimin birinde, o müşterimde kur zararım vardı çok, o nedenle o da mantıklı buldu kur farkı anlaşmasını imzaladı. Biz kur çok yüksekken hammaddeyi aldık, ürün yaptık TL’ye çevirip sattık. Bu kez kur aşağı düştü, bu kez yine bana fatura kesti müşterim, kur çıkarken zarar ettim inerken de zarar ettim. O nedenle biz üreticilerin hareketli bir kur politikasını yönetebilme kabiliyetimiz mümkün değil. Yani yapıyoruz, beceremiyoruz böyle bir hareketliliği, teknik olarak da mümkün değil. O nedenle ülkedeki ekonomik koşullarda kurun TL karşısında değeri neyse o olmalı, müdahale edilmemeli ve stabil olmalı. Yani kendi kuralları içinde bir hareketlilik içinde olmalı. Ama böyle müdahalelerle uzun süre bir seçim var, başka kaygılarla kurun yükselmesini engelliyorsunuz, baskılıyorsunuz.  Ama sonra gücünüz yetmiyor. O baskıyı kaldırmak zorunda kaldığınızda da, bu kez kur aşırı hareketleniyor. Bunlar ekonomilerde doğru olan şeyler değil, üreticiler için, sanayiler için. O nedenle ekonominin kendi kuralları içerisinde müdahale etmeden devlet sadece yönlendirici, denetleyici olmalı. Ekonomik hayata, müdahaleci olmamalı biz böyle bakıyoruz. Kurun yükselmesi ihracatta avantaj gibi görünüyor ama sektörde ihracat yüzde 70-75 ithalat kaynaklı ihracat olduğu için, istenildiği sonucu da vermiyor. Yani kur yükselince ihracat şansımız çok yükselmiş olmuyor. Kurun gerçek değerinde kalması bizim için önemli.

K.C: Şu an salgında ikinci dalga yaşanıyor. Daha önce NOSAB’da yapılan enerji tüketimi üzerinden üretimin hangi oranda olduğuna dair bir saptamada bulunmuştunuz. Bu süreçte sanayide enerji tüketimi ne oranda?

E.G: Şu anda enerji tüketiminde bir sorun yok, firmalar COVİD’den dolayı istihdam sorunu yaşamış olsalar da bir şekilde fazla mesailerle, hafta sonu çalışmalarıyla bu eksiği kapatıyorlar. Ay bazında baktığımızda enerji tüketim miktarı, bölgede pandemi öncesi değerlerle eşit hatta bir tık üzerinde diyebiliriz. O da yılın normal sanayi büyümesi kaynaklı artışı anlamına geliyor, bizde şu an bir sorun görünmüyor. Oluşan sorunları işletmeler şu anda yönetebilecek düzeydeler. O nedenle ekonomiye çok büyük bir sıkıntısı olmadı bizim için.

K.C: Genelde aldığımız bilgilere göre üretim alanlarında çalışanların COVİD’e yakalandığını duyuyoruz. Bazı işletmelerde çalışanlar üzerinde yapılan test sonuçlarının da pozitif çıktığı yönünde. İşletmelerde vaka yaşanmaması için denetimler sıklıkla yapılıyor mu?

E.G: Şöyle; bir kere firmaların hepsi, kendi hareketliliklerini devam ettirebilmek için, pandemi vakaları konusunda azami bir duyarlılık içindeler. Yani biz zaman zaman ilgili makamlardan, işyerinde COVİD’le ilgili alınacak önlemlerde bilgilendirmesini aldığımızda bakıyoruz ki, biz zaten yapılan bilgilendirmeleri yerine getiriyoruz, öyle bir şeye gerek kalmadan. Çünkü bizim bölgemizde çoğunlukla kurumsal firmalar var. Birçok yabancı sermayeli kuruluşlar var. Yerli kurumların büyük çoğunluğu kurumsallaşmış yapılar, büyük işletmeler, o nedenle onlar gerekli önlemi alıyorlar. Yemek saatlerinde yemek yeme noktalarında, çay molalarında her türlü önlemler alınmıştır. Düzenli olarak dezenfekte uygulamaları da yapılıyor. O nedenle işletmelerde sorun görünmüyor. Genelde işletmelerimizde görülen COVİD vakaları da aile içi kaynaklı, yani işletme dışında temastan kaynaklı vakalar var.

K.C: Şuanda iktidar tarafında ortaya atılan demokratikleşme ve ekonomik reform diye bir olgu var. Ne olduğu çok açık değil. Söz edilen ekonomik reformun toplumsal yaşama, üreticiye ve sanayiciye ne gibi bir yararı olacak? Diğer taraftan Türkiye’nin bütçe ve cari açığının kapanmayacak boyutta olduğunu biliyoruz. Hangi kaynakla ekonomik reform yapılacak, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

E.G: Tabi ki cari açığımızın sorun olmasının sebebi, ithalatımızın fazla, ihracatımızın az olması sonucu cari açık oluşuyor. Bu cari açığı her yıl borç alarak kapatmaya çalışıyoruz, yüksek faizli borçlu olan bir ülke olduğumuz için yüksek faizle borç alıyoruz. Yüksek faizli borç alarak kapatmaktansa, ihracatımızı artıracak, ithalatımızı azaltacak kapsamda, üreticilere hibe veya çok uygun teşviklerle destek olmak yeni bir kaynak bulmamızı gerektirmeyecek. Onların ekonomiye vereceği her artı değer sizin cari açığınızı azaltacak orana etki edecek. Üretimin artmasıyla birlikte ihracatın da aynı oranda yapılması, cari açığınızı kapatmak için nereden nasıl kaynak buluyorsanız, o kaynağın azalmasını sağlayacak. Dolayısıyla azalttığınız borç kaynağınız üreticiye yansıyacaktır. Aslında yeni bir kaynağa ihtiyaç yok. Bir de ülkenin kaynakları oldukça plansız kullanılıyor. Böylesine stratejik süreçler için aslında kaynak bulunabilir. Bu görev de, devleti yönetenlerin görevi.

K.C: NOSAB Başkanı Erol Gülmez olarak sanayicilere bu sürece ilişkin ne mesaj vermek istersiniz?

E.G: Ben sanayici arkadaşlarıma şunu diyebilirim; Üretmekten vazgeçmesinler. Zaten sanayici olmuş bir kişinin üretici olmaktan vazgeçmek gibi bir iradesi olmaz. Biz bazen aramızda toplandığımızda, rant ekonomisinde; bu arsa rantı olsun, döviz rantı olsun, altın değerli maden rantı olsun bu ekonomiler üzerinden bazen hesaplar yapıyorlar, bu kadar makine alacağımıza şu veya bu alana yatırsaydık, üç kat beş kat hiçbir riske girmeden şu kadar para kazanırdık hesapları yapıyorlar. Bu hesapları yapan arkadaşlara bakıyorum, ertesi gün üretim bandını genişletmek için gidip yine makine alıyorlar, yatırım yapıyorlar. O nedenle biz üretici ruhu içinde olan sanayicilerin üretmeye, büyümeye, istihdamı arttırmaya, ihracata katkı koymaya devam edeceğimizden hiçbir şüphem yok. O nedenle o enerjilerini devam ettirsinler. Benim naçizane önerim budur.

K.C:  Devletten beklentiniz nedir?

E.G: Devletten beklentimiz, bu anlamda bu kriterdeki sanayicilere bu dönemde ciddi anlamda destek olmalarını bekliyoruz. Pandeminin ilk döneminde verilen 6 ay ödemesiz kredileri ödemeye başladık. Ciddi anlamda ödemeler konusunda zorlanıyoruz. Yeni yatırım mı yapacağız, eskiden kötü günlerde ödeyemediğimiz vergilerimizi, kredilerimizi mi ödeyeceğiz? Bunlar hepsi bir araya geldiğinde gerçekten ciddi boyutlarda sorun teşkil ediyor. Bu nedenle mutlaka mümkünse bir kısmı hibe olan desteğe, bazı kriterler konulabilir. Şu kadar ihracat yapacak sanayiciye teşvik olarak şu kadar miktarda hibe veririm, şu kadar yatırım yapan istihdam sağlayana hibe verebilirim diyebilir veya da makul düzeyde uzun yıllara yayılan kredi teşvik paketleri açıklayabilir. Bizde yatırım yapalım, makine alalım, istihdama katkı verelim. Önerim bunlardır.

K.C Teşekkürler…