Ana sayfa Bursa NİLÜFER CHP İLÇE BAŞKANI FIRAT YILMAZ’LA SOHBET: KEMAL CANKAYA

NİLÜFER CHP İLÇE BAŞKANI FIRAT YILMAZ’LA SOHBET: KEMAL CANKAYA

Korona virüsü (COVID 19) salgını sürecinde ekonomiye, siyasete, toplumsal yaşama dair, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Fırat Yılmaz’la sohbet…

Kemal CANKAYA: Türkiye, dünya olağan üstü süreçten geçiyor, herkes bulunduğu yerel ölçekte birçok sorunlar yaşıyor. Nilüfer ilçe başkanı olarak siyasi bir sorumluluğu olan bir kişisiniz. Korona virüsü  (COVID -19) salgını ile ilgili yerelde ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?  Salgına ilişkin nasıl bir çalışma içerisindesiniz?

Fırat YILMAZ: Dünya büyük bir salgınla karşı karşıya. Geriye doğru tarihsel sürece baktığımızda yüz yılda bir yaşanan salgın felaketleri, 2000’li yılları yaşadığımız süreç içerisinde bizim kuşağımıza denk geldi. Tabi çok sıkıntılı talihsiz bir süreci yaşıyoruz. En kötüsü hazırlıksız yakalandık. 2000’li yılların başında gelişen siyasal sürece baktığımızda, ayrı bir talihsizlik yaşıyoruz. Ülkede, ben yaptım oldu mantığı içerisinde olan, tek adam yönetim anlayışına şahitlik ediyoruz. Korona virüsü salgını sürecinde de hala ben yaptım oldu diyen bir siyaset anlayışının devam etmesinin üzüntüsü içerisindeyiz. Sözde birliktelik mesajları, bir olmak tek olmak hep beraber hareket etmek gibi samimi olmayan safsatası sözler, çok doğru bir veri olarak önümüzde durmuyor. Ne demek istiyorum? Şunu demek istiyorum; insanlar can derdindeyken, AKP iktidarı siyasal rant devşirmesi söz konusu, baktığımız zaman CHP belediyelerinin yapmaya çalıştığı, halka bu zor dönemde yaptığı insani yardım politikalarının önünü kestiğine şahitlik ediyoruz. Bugün Mersin’de, Mersin Belediye Başkan’ımız halka ücretsiz ekmek dağıtmaya çalıştı, onu engellediler. Adana’da sahra hastanesi kurulmaya çalışıldı anında müdahale ettiler. Ankara, İstanbul belediye başkanlarımız bir bağış kampanyası düzenledi ki; belediyeler kanunda çok açık ve nettir, yasalar gayet açık, olumsuzluk söz konusu değildir, belediyeler bağış toplayabilir, bunun önüne geçtiler hesapları bloke ettiler. Diğer tarafa baktığınızda AKP belediyelerine hiçbir engelleme yasak yok, yaptırım söz konusu değil.  Görülen o ki, bir ayrıştırma var, bir farklılaştırma var, bir ötekileştirme var. CHP’li yerel yönetimlerin önüne bir set çekme var, bir bariyer oluşturma var. Bursa özeline baktığınızda, Bursa’da Korona virüsü tedbirleri çalışmalarına baktığımızda, Bursa Büyükşehir Belediyesinin çok istenen ve beklenen düzeyde olduğunun kanaatinde değilim. Birçok vatandaşımızın özellikle erzak konusunda, zorunlu olan maske konusunda, dezenfektan, eldiven konusunda talepleri var, bu ihtiyaçların layığı ile sağlandığı kanaatinde değilim. Merkezi iktidar tarafından maske satışının yasaklanması tam bir faciadır. Maskesiz sokağa çıkılmaması gereken dönemlerde, maske satışının yasaklanmasının akıl alır bir tarafı yoktur, akıl ile bağdaşır bir taraf ta görmüyorum.  Bu anlamda Nilüfer yerel yönetimi olarak, Nilüfer Belediyesi olarak, arkadaşlarımızla yaptığımız toplantılar çerçevesinde şöyle bir karar uygulamaya alındı. Evet, maskeye ulaşamıyoruz, Nilüferlilerin maskeye ihtiyacı var, biz bu maskeyi kendimiz üretmeliyiz. Nilüfer Belediyemizin ana binası olan Halkevi’nde maske üretimi için bir tesis kuruldu ve o tesis günde 20 bin adet maske üretiyor. Önümüzdeki günlerde Nilüfer’in herhangi bir maske sorunu olmayacaktır. Tabi bu arada vatandaşlara maske ulaştırma konusunda yoğun bir çalışma devam etti. Özellikle pazar alanlarında zabıtalar tarafından vatandaşlarımıza ve pazarcılara maske dağıtıldı. Nilüfer’de süreç doğru bir şekilde yürütülmeye çalışılıyor. Ekonomik şartları da göz önüne aldığımızda süreç daha çok yeni, henüz bir aylık bir zamanı geride bıraktık. İnsanlar çok ciddi anlamda büyük sıkıntı yaşıyorlar. Özellikle erzaka ulaşma konusunda çok büyük sıkıntı yaşıyorlar. Biz Nilüfer’de siyasi parti ayrımı yapmayarak süreci yönetmeye çalışıyoruz. Bunu Nilüfer özelinde söylüyorum. Vatandaşlarımızdan gelen yardım talepleri çerçevesinde, yardım kolilerimizi vatandaşlarımıza ulaştırmaya çalışıyoruz, ayrıca belediyemiz ile iletişim içerisinde de vatandaşlarımıza erzaklarını hızlı bir şekilde ulaştırmaya gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar yoğun bir şekilde çalışma sistematiği içerisinde olduk.  Bir örnek vereceğim;  ismini vermeyeceğim Üçevler mahallemizden bir yurttaşımız aradı. Hanım efendi ağlayarak, kendisinin hiçbir zaman CHP’ye oy vermediğini ifade ederek söze başladı. Eşinin daha önce işlerinin çok iyi olduğunu, yanlarında hatırı sayılır sayıda personel çalıştırdıklarını, işlerinin bozulduğunu, son süreçle birlikte iflas ettiklerini ve eşinin cezaevi süreci yaşadığından bahsetti.  İki kızı ile beraber açıkta kaldıklarını, çok mağdur olduklarını belirterek yardım talebinde bulundu. Şimdi kadın bize oy vermemiş, biz şunun hesabını yapmadık; bize oy vermedi diyerek o insanlara yardım etmemeliyiz anlayışı içerisinde olmamız insani, vicdani olarak yapabileceğimiz bir durum değildir. Biz o yurttaşımızın yanındayız, yardımcı olmaya çalışıyoruz, belirli periyotlarda erzaklarını gönderiyoruz, halini hatırını soruyoruz. Bu sadece bir örnek…  Parti temelinde yaptığımız çalışmalar da şu şekilde; CHP Nilüfer ilçesi olarak 6500 üyemizin bir taramasını yaptık. Öncelikle 65 yaş üstü üyemizi taradık, 1483 üyemiz var bu yaş gurubunda. 64 mahallemiz var. 64 mahalle temsilcimizle ve yönetimimizde mahalle temsilciliklerinden sorumlu arkadaşlarımızla organize olup, 1483 üyemizi periyodik dönemlerde arıyoruz. Tabi bu arada hepsine ulaşıldı, kendilerine bir ihtiyaçlarının olup olmadığı soruldu. Erzak, maaşlarının çekilmesi konusunda nasıl yardımcı olabileceğimizi sorduk, ya da ilaçlarının temini konusunda, alışverişlerinin yapılması ile ilgili sürekli olarak irtibat halindeyiz. Biliyorsunuz Nilüfer 500 bin nüfusu olan bir ilçe, az önce de ifade ettiğim gibi siyasi parti ayrımı olmaksızın bize başvuran, bize ulaşan tüm Nilüferlilere elimizden gelen çabanın en üst seviyesinde yardımcı olmaya çalışıyor, sorunlarını çözmeye gayret gösteriyoruz. Bu anlamda, yönetimdeki arkadaşlarımın üstün gayretleri söz konusu olduğu gibi, mahalle temsilcilerimizin de üstün gayretleri söz konusu. İnanın telefonlarımız susmuyor.  Wattsapp grupları üzerinden yöneticilerimiz, mahalle temsilcilerimiz ile sürekli bilgi akışı içerisindeyiz. Ve dediğim gibi, eksiği olan, ihtiyaç duyan, yardıma muhtaç tüm Nilüferlilerin yanında olmaya gayret gösteriyoruz. Bu arada diğer ilçelerden de talep geliyor, elimizden geldiği kadar oralardaki yurttaşlarımıza da ilçe başkanlarımız vasıtasıyla yardımcı olamaya çalışıyoruz. Nilüfer’de 20 yıllık bir yerel yönetim deneyimi ve başarısı var CHP’nin. Deneyim ve birikimlerimizi tüm Bursa sathında nasıl organize edebiliriz diye, 7/ 24 esaslı olarak kesintisiz bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Umut ediyoruz ki, bu pandemi hadisesi bir an önce bitsin, hayat normale dönsün, normalleşsin. Hakikaten bu işin şakası yok! Sağlık çok önemli, sağlık kesinlikle göz ardı edemeyeceğimiz bir konu. Normalleşmeye en çok ihtiyaç duyan insanlarımızın taleplerini karşılamaya gayret gösteriyoruz, onların yanında yer almaya da gayret gösteriyoruz.  Çalışmalarımıza bu şekilde devam ediyoruz.

K.C: Belediyelerin bağış ve yardım toplamaları, belediyeler kanununda gayet açık olmasına rağmen, merkezi iktidarın, bağış ve yardım kampanyalarını engellemesi ile başlayan bir gerilim ve çatışma ortamı oluştu. Bu çatışma, ayrışım genel anlamda siyaseten nereye varır?

F.Y: Toplum bu duruma çok sert tepki gösterir, toplum bundan çok rahatsız, AKP sistematiği içerisinden gelen yurttaşlarımızın da bu konuda rahatsızlıkları olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Yaptığımız birebir görüşmelerde, özel sohbetlerde böylesine bir anlayıştan AKP’lilerin son derece muzdarip olduğunu biliyoruz. Bakın yerel yönetimler çok önemli. Türkiye’de özellikle 90’lı yılların başlarında yerel yönetimlerin başarıları ile bugün ki iktidarı değerlendirdiğimizde; onlar, yerel yönetimlerin ne kadar önem arz ettiğini biliyorlar. 31 Mart’tan sonra Türkiye’de Mart’ın sonu bahar gelecek dedik ya, ve bahar geldi. CHP’li belediyeler sosyal demokrat belediyeciliği hızla hayata geçirmeye başladı. AKP’deki tedirginlik biraz buradan kaynaklanıyor. Pandemi sürecini iktidar doğru yönetemediği için, halka dokunamadığından, ulaşamadığından, halka ulaşanlara halka dokunanlara, dertlerine çare olanlara karşı rahatsızlığı bundan kaynaklanıyor. Bunlar da kim? CHP’li sosyal demokrat belediyeciliği hayata geçiren isimler. Kimsenin elinde sihirli bir değnek yok, yoktan var olanı ortaya koymuyor CHP’li belediyeler. Sadece dürüst, vicdanlı, adaletli, kaynakları amacına uygun kullanarak çalışmaya gayret ediyor CHP’li belediyeler. Nedir kaynaklar? Kaynakların sahibi de halk, kaynakları doğru bir planlamayla halka ulaştırıyor CHP’li belediyeler. Tasarruflu bir şekilde gidiyorlar, israfa karşı bir şekilde çalışma modeli ortaya koyuyorlar. Böylelikle o kaynaklar ortaya çıkıyor. Mansur Başkanın yaptığı gibi; çağrıda bulunarak, bakkallara borcu olan yoksul vatandaşların veresiye borçlarının kapanmasını istedi. Bu çağrı çok büyük karşılık buldu. Burada Mansur Başkan çıkarıp cebinden vermiyor, tarihler boyu Anadolu’da var olan zor günlerde bir dayanışma geleneğini canlandırdı. Ve dayanışma kültürünü hatırlatıyor. Mansur Yavaş bir koordinasyon sağlayarak, vatandaşın yarasına merhem oluyor. Karşı taraf öyle değil, onlarda para hırsı var, rant hırsı var, haliyle gelen yardımları, bağışları, paraları nasıl değerlendiririz derdindeler. Bakın şecereleri kötü. Geriye doğru baktığınızda; ÖTV’lerin nerede olduğu belli değil, örtülü ödenekteki paraların nasıl kullanıldığı belli değil, 15 Temmuz şehitleri adına toplanan paraların nerede olduğu belli değil, varlık fonu adında bir fon oluşturdular oradaki kaynaklar nasıl kullanıyor belli değil, daha önceki Van depremi, son olarak Elazığ depreminde toplanan paraların nerede olduğu belli değil! Bunların para ile sermayeyle rantla ilgili bir sorunları var. Kötü geçmişlerinden dolayı vatandaş iktidara güvenemiyor, tedirginlikle bakıyor. Ama karşı taraf, CHP’li belediyeler vatandaşa dokunan vicdani, insani hareket yaptığından iktidarı rahatsız ediyor. Bu nedenle de engellemelere gidiyorlar. Bakın çok açık bir örnek; 23 Nisan. 23 Nisan ile ilgili Kadıköy belediyemiz bir otobüs hazırlattı. Kadıköy sokaklarında moral motivasyonu artırıcı etkinlik çerçevesinde, balkonlardan, camlardan bakan çocuklara, ahaliye müzik yayını, selamlama ile ilgili bir seremoni ortaya koydular. Ve yasakladılar bu etkinliği! Yarın Bursa Büyükşehir Belediyesinin hazırlattığı otobüs aynı etkinliği, aynı çalışmayı yapacak. Bu yasakçı anlayışın akılla mantıkla açıklanabilir tarafı neresi? Kadıköy Belediyesi yapınca eleştiriyorsunuz, yasaklıyorsunuz, Bursa Büyükşehir Belediyesi yapınca serbest diyorsunuz. Eşitlik karinesi nerde burada? Bunun anlamı bizden olmayan yerel yönetimleri çalıştırmayacağız. Bunu kafasına koymuş,  ama bizde diyoruz ki; yasalar çerçevesinde kurallar içerisinde, sorumluluklarımız içinde, biz de üst düzeyde çalışacağız.

K.C: Korona virüsü (COVID- 19) salgını süreci içerisinde siyasette yaşananlara baktığımızda, iktidar bu süreci rantsal ve siyasi anlamda bir fırsata çevirme anlayışı içerisinde görünüyor. Sokağa çıkma yasakları, kısıtlamalarının ardından olağanüstü hal uygulamasını gündeme getirir mi?   Tabi bu arada ortada dolaşan bazı iddialar var. AKP iktidarı tek adam yönetiminin, sistemi aleni bir şekilde dönüştüreceği konuşuluyor. Sizce böyle bir süreç yaşanır mı?

F.Y: Zaten onların gizli ajandalarında bu düşünce mevcut, bunu çok yakinen görüyoruz. Referandum sürecinde başkanlık süreci, tek adamlık süreci bunların hepsinin göstergesidir. Ancak toplumun sinir uçları ile oynamanın onlara ve ülkeye bir faydası olmaz. CHP olarak, toplumsal muhalefetin olması gerektiği yerde teyakkuz halinde dururuz elbette. Ben sürecin o noktaya geleceğini düşünmüyorum. Ben Korona virüsünün çok ciddi bir bela olarak önümüzde durduğu kanaatindeyim, bu süreçten bir an önce kurtunulması gerekiyor. Rejimin değişikliği ve yönetim anlayışının değişikliği ile ilgi bir süreç içerisine resmi ve alenen girebilecekleri düşüncesi içerisinde değilim. Zaten referandum ile birlikte başkanlık süreci içerisinde bunun adımlarını ufak ufak attılar. İşte, başkanlık sisteminin sonuçlarına üzülerek şahitlik ediyoruz.  İki hafta önce sokağa çıkma yasağı ilan eden İçişleri Bakanı Cumhurbaşkanının emri ile sokağa çıkma yasağı kararını aldık dedi. Sonrasında Cumhurbaşkanının bilgisi yoktu açıklaması, ardından bir istifa süreci yaşandı, sonra istifası geri alındı. Yani sürecin nasıl yönetildiği belli değil, ciddi bir belirsizlik flu bir ortam var. Türkiye’nin nasıl yönetildiğine akıl sır ermiyor. Bugün kalkıyor birisi böyle olacak diyor, bir gün sonra biri çıkıyor hayır o öyle olmadı diyor. Sağlık Bakanı kendini yırtıyor, bilim kurulu kendini yırtıyor. Burada esas olan, bilimin aklın öncelenmesi gerekir. Her türlü süreçte, devlet yönetimi anlayışı içinde ben bunu söylüyorum. Birilerinin ihtirası ile birilerinin isteği arzusuyla Türkiye Cumhuriyeti devleti yönetilebilecek bir devlet değildir. Burada çok farklı kutup başları, çok farklı dinamikler vardır. Bu dinamikler ve kutup başları bu sürecin içerisine dâhil olmak zorundadır.  Korona virüsü salgını süreci içerisinde muhalefetin yok sayılmasını anlayamıyorum,  muhalefetin yok sayılmasını açıkçası Türkiye’ye yapılmış bir ihanet olarak görüyorum. Bu işin üzücü tarafı ise biraz önce dediniz ya; bu süreçten faydalanarak rantlar sağlanıyor. Sadece maddi anlamda bir ranttan söz etmiyoruz, siyasi ranttan da söz ediyoruz. O kadar tuhaf konular Türkiye’nin gündemine geliyor ki; mesela infaz yasası, özel af hadisesi. Korona virüsü bahane edilerek bir af çıkarıldı. Affın acı sonuçlarını yaşayacağız. 2000’li yıllarda Rahşan affı ile yaşanan süreçlerin benzerleri yaşanmaya başladı. Dün af ile çıkan bir kişi döverek evladını öldürdü.  Bu tarz üçüncü sayfa haberleri ile yakın zamanda çok sık karşılaşacağız. Bir alt yapı oluşturulmadan, bir temel oluşturulmadan süreçler yönetilmeye çalışılıyor. Bugün gazeteciler niye hapiste, düşünce suçluları niye hapiste, bugün tecavüzcü, tacizci, hırsız katil, mafya çeteleri neden dışarıda? Bunun topluma bir izahı olmalı. Türkiye kamuoyunun, Türkiye halkının bu anlamda ikna edilmesi gerekiyor, bunlara sürecin doğru bir şekilde anlatılması gerekiyor öncelikli olarak. Hayır, af çıkmalı diyorlar, af çıkıyor. Bakıyoruz örneğin, Nilüfer’de bir HES süreci yaşıyoruz, Çalı beldemizde HES süreci yaşanıyor.  Bugünlerde HES’e gerek mi var? Bugün konu başka, konu farklı, bugünlerde insanlar canları ile uğraşıyor, bugünlerde insanlar sağlığı ile uğraşıyor. HES’lerin ülkeye vermiş olduğu zararlar, çevresel anlamda zararlar, tarımsal anlamda zararlar, hayvan popülâsyonu ilgili zararlar, doğaya vermiş olduğu zararlar bariz bir şekilde biliniyor. Ama hayır, AKP’nin Manisa Gölmarmara Belediye Başkanı Kamil Öz, bu işin sürecini yönetiyor, bugün insanlar canı ile uğraşırken orada HES gibi bir süreç başlatıyor. Oysaki Kamil Öz tarım sektöründen gelen birisi, tarım işi ile uğraşan bir adam, tarım işi ile uğraşan birinin HES’in çevreye, doğaya vereceği zararı öngörüyor olması lazım. Bir ihanet süreci içerisindeler, halka ihanet süreci içerisindeler. Çok büyük üzüntü ile karşılıyoruz, sadece üzülmekle kalmıyoruz, olmamız gereken noktada siyaset üretiyoruz, dayanışma içerisinde halkımızın yanında olma noktasında da tüm olanaklarımızla onların yanında yer almaya gayret ediyoruz.

K.C: Korona Virüsü insanların yaşamlarını her alanda etkiliyor. Karantina günlerinin başladığı günden itibaren birçok önlemler alındı. Bunların başında, insanların sosyal iletişim sağladığı hizmet sektörü başta olmak üzere, ülke genelinde iş yerleri kapatıldı. Sürecin uzaması ile birlikte sıkıntılar gittikçe daha da büyüyor. Birçok orta ve alt ölçekte olan işyerleri bir daha açılmamak üzere kapılarına kilit vuruyor. Bunların dışında gündelik olarak yaşamını idame ettiren kayıt dışı kitle var. Bu insanlar feryat ediyor! Bu tabloya baktığımızda ekonomi nereye gidiyor?

F.Y: Ekonomi felakete doğru gidiyor, zaten felaket içerisinde olan bir ekonomik bir süreç yaşanırken, salgın sonrası felaket daha da büyüyor. Acil tedbir, acil önlemler alınması gerekiyor. Yine AKP mantığı ile bakıldığında orada sürecin doğru yönetildiği kanaatinde değiliz. Evet, bir takım krediler açılıyor, ama kredi alabilmenin şartları var, o şartlara uyan kaç firma var?  Bu kredileri kim alacak? Adam diyor ki; SGK pirim borcun olmayacak, SGK pirim borcu, BAĞKUR pirim borcu olmayan yer yok ki zaten. Ne yapacak devlet? Verdiği krediyi SGK, BAĞKUR, muhtasar borcu olarak senin elinden geri alacak. Neye yaradı senin o kredin, kiranı nasıl ödeyeceksin? Yaşamsal koşullarını nasıl geliştireceksin? Şimdi bakın, çok tehlikeli süreç ile karşı karşıya kalacağız 1 ay sonra. Rusya ve Avrupa Birliği tüm dış satımlarını yasakladı, iptal etti kaldırdı. Senin tarımsal üretimin yok. Sen buğdayını nereden alıyorsun? Tahılını nereden alıyorsun? Rusya ile tarımsal alanda giriş çıkışın kalktığında yaşamsal bağını nasıl sürdüreceksin? Ukrayna, Romanya tarımsal ürünlerin dışa çıkışını kapattı. Bu uygulamaları Avrupa Birliğinin baskısı ile yaptı. Sen dışarıda kaldın. Şimdi sen bu politikayı nasıl yöneteceksin? Vatandaşına ne sunacaksın? İsmini vermeyeceğim, çok üst düzey bir firma Bursa’da sıvı sabun ve hijyen mamuller üzerine üretim yapıyor. Elimde benim 60 bin pompa kaldı diyor, 60 binden sonra benim ürünümü piyasaya süremem diyor. Çünkü Çin’den geliyor diyor, bu süreçte Çin’den mal alamıyorum diyor. Ne yapacak bu firma şimdi? Kendi kaynaklarınızı doğru kullanmadınız ki şimdiye kadar. Genel başkan Yardımcımız, Bursa Milletvekilimiz Orhan Sarıbal, ısrarla, sıklıkla tarımda yaşanan olumsuzlukları üzerine basarak anlatıyor. Genel Başkan Yardımcımız Lale Karabıyık ekonomide yaşanan açmazları, sıkıntıları, olumsuz gidişatı ısrarla dile getiriyor. Yapmaları gereken sadece anlatılanlara kulak vermeleridir. Körü körüne bir eleştiri anlayışı içerisinde değiliz. Bizler sorun ortaya koymuyoruz, soruna dair çözüm önerileri sunuyoruz. Onların yapması gereken şu; hep beraber bir ortam içerisinde olup, nasıl bir süreç yönetilmeliyi hep beraber tartışmak. Yani bir birliktelik kültürü buradan doğacak. Öncelikle, siz bilim kuruluna Türk Tabipler Birliğini, Türk Eczacılar Birliğini almıyorsanız bunu akılla mantıkla değerlendirmek güçleşiyor. Senin, yapısını kurduğun bilim kuruluna da kulak vermiyorsun. işte sıklıkla vurguladığımız bu tek adam sistemi Türkiye’yi bir faciaya doğru sürüklüyor. Ekonomik anlamda baktığımızda son üç dört gündür ATM’lerden para çekenler var, bilmiyorum siz hiç çektiniz mi?  Lütfen bir çekmeyi deneyin, jilet gibi, gıcır gıcır paralar çıkıyor, çok açık net bir şekilde bu yeni para basıldığını gösteriyor. Hatta aldığımız duyuma göre, 300 milyar lira bir para basım işlemi gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Bunun sonucu ne olacak? Şu anda parayı basıyorsun bunun karşılığı ne olacak? Sen gizli gizli devalüasyon yapıyorsun. Şimdi misal ekmek alıyoruz 1 liraya, önümüzdeki günlerde ekmeği 3 liraya alacağız,  durumu olmayan vatandaş onu nasıl alacak? Zaten vatandaş gelir elde edemiyor. Geliri olmadığı için ihtiyacı olanı nasıl tüketecek? Türkiye’de orta ölçekli küçük firmalarda sistem aylık olarak dönüyor. Bu ay iş yapıyorsun önümüzdeki ayın personel giderlerini karşılıyorsun, kiranı, maliyetlerini karşılıyorsun. Pamuk ipliğine bağlı bir sistemde gidiyorlar. Bu iki ay, üç ay aksadığında bunu toparlama şansı yok. İki, üç ay sonra elinde para olsa dahi bu sefer ürüne ulaşamayacak, böyle bir atmosfer var.  Rusya kapıyı kapatmış, Avrupa Birliği kapıyı kapatmış, senin içeride bir üretimin yok. Nasıl olacak? Belli değil. Ama biz ne yapıyoruz burada? Kanal İstanbul peşindeyiz! Biz ne yapıyoruz burada? Pandemi hastanesi adı altında Atatürk Havaalanı peşkeşinin çalışması içerisindeyiz! Atatürk Havaalanının bugün hastane olarak planlamasını ben samimi bulmuyorum.  Onun altında yatan anlayış, 6 ay sonra oranın imara açılarak, gökdelenler kurmak, halkın kullanımına izin vermemek, yine yandaş müteahhitlere peşkeş çekilmesi planlanıyor. Böyle bir endişe içerisindeyiz.

K.C: Korona virüsü (COVID-19) salgını vakası sürecinde pozitif vakalar, enfekte, solunum cihazlarına bağlı hasta sayısı konusunda istatistiksel olarak verilen veriler, rakamlar stabil olarak her gün 0.021’e tekabül ediyor. Sizce verilen rakamlar ne oranda doğru?

F.Y: İktisat biliminde çok meşhur bir hikâye vardır, iktisat eğitimi görenler bu hikâyeye aşina olacaktır. İki kere ikinin kaç edildiği soruluyor, matematikçi bunun dört olduğunu ifade ediyor. İki kere ikiye fizikçi başka bir cevap veriyor, kimyager başka bir cevap veriyor, herkes kendi bilim dalına göre, hesaplar formalizyason çıkarıyor. İstatikçiye soruyorlar. Siz kaç çıkmasını istersiniz sorusunu soruyor o da.  Siz kaç çıkmasını isterseniz ben ona göre çıkarayım iki kere ikinin kaç olduğunu! Burada AKP iktidarı istatiki verilerle çok güzel oynuyor. Vaka sayıları, ölüm sayıları birbirine oranlandığında 2 Nisan’dan günümüze kadar 0. O21 sayısına ulaşıyor. Böyle bir tablo önümüzde duruyorken, açıklanan rakamların şeffaflığı konusunda ne kadar güvenilir olduğu, ne kadar inanılır olduğu ortada. Aslında sorunun içerisinde cevabı da siz vermiş oluyorsunuz. Bir güven sorunu ve problemi var. Aslında standart sayıda artan vaka sayıları, standart sayıda devam eden ölüm sayıları çok inandırıcı gelmiyor. Bu örneği somuta indirgersek,  sayın bakan ilk şehirleri açıkladığında, şehirlerdeki vaka ve ölüm oranlarını açıklarken, Bursa’da 6 veya 7 Nisan olacak, 135 vaka olduğundan söz etmişti. Her hangi bir ölüm olayı olmadığından bahsetmişti ama dönüp bakıyorsunuz, açıklamasından iki gün önce Bursa’da bir vatandaşın pandemiden dolayı ölüm belgesi facebook’ta dolaştı. Bozöyük’te yaşayan 1976 doğumlu bir kadın yurttaşımızın ölüm belgesi dolaştı sosyal medyada. Doktorun imzası, hastane adı ile birlikte, siz bunu yayınlamıyorsunuz. Bursa’da gerçekleşiyor bu vefat, kamuoyuna bilgi verirken Bursa’da ölüm yok şeklinde veriyorsunuz. Bu somut bir örnektir. Döndüm Bilecik ölüm oranlarına baktım orada da yok bakanlığın açıklamasında. Bu kadın nereye gider, siz istatiki anlamda değerlendirirken hangi tablonuz içerisinde yer alıyor. Bakın bu somut bir örnek, bugün lütfen şehirlerdeki morg ve gasil hanelerin önüne gidin, giren çıkan cenaze araçlarına, giren çıkan tabutlara lütfen bakın, sonra açıklanan rakamlara bakın, facia bir tablo ile karşı karşıyayız, korkunç bir tablo ile karşı karşıyayız. Maalesef bu süreç, olabildiğince amatör, olabildiğince yanlış, olabildiğince üstü kapalı bir şekilde yönetiliyor. Biz bunu böyle görüyoruz. Biz ulaşabildiğimiz kadarı ile verilere, sayılara ulaşmaya çalışıyoruz. Hasta anlamında yardımcı olabileceğimiz herkese ulaşmak için çaba sarf ediyoruz. Keşke böyle bir süreci Türkiye Cumhuriyeti yaşamıyor olsaydı.

K.C: Bursa’da resmi veya gayri resmi olarak vakalar konusunda rakamsal bir veriye ulaştınız mı?

F.Y: Resmi anlamda rakam var, gün içerisinde sıklıkla bir takım bilgiler geliyor. Ben sizinle dün önceki akşam gelen bir veriyi de paylaşmak isterim.  21 Nisan 2020 tarihli bir veridir bu. Bursa’ya baktığımızda toplam vaka sayısı 2670, toplam iyileşen vaka sayısı 2789, toplam iyileşen pozitif vaka sayısı 173, toplam yoğun bakım vaka sayısı 253, toplam pozitif solunum cihazına bağlı vaka sayısı 61,  toplam vefat eden sayısı 72 kişi. Sizinle COVID-19 vaka sayısını paylaşabilirim, günün vaka sayısı ile bilgi akışı sağlanıyor. Tabi sayı çok yüksek, Bursa için de yüksek sayılar.  Sayı yükselerek gidiyor, tablonun korkutucu boyutu da bu. Şimdi Cumhurbaşkanının, sokağa çıkma yasağı ilan ederken, 23 Nisan’ı da içine alan sokağı çıkma yasağını açıkladığı basın toplantısında, Ramazan bayramında çifte bayram yaşatacağız kelimesini tehlikeli buldum. İngiltere’de yaşanan süreç Türkiye’de mi yaşanacak? Evet, biz gevşetiyoruz alınan tedbirleri, sokağa çıkın virüs bulaşsın, virüsü kendi içimizde yenelim, ölen ölsün kalan sağlar bizimdir mi diyorsunuz?! Belki bu da bir strateji, doğru olabilir de ama senin fiziki bağışıklık uygulamanı kaldıracak sağlık sistemimiz yeterli değil, senin solunum cihazın yok, hastanelerinin kapasitesi dolu. Sen bu fiziki teması sağlayıp önlemini nasıl alacaksın? Biz sokağa çıkacağız, maskeleri çıkartacağız, eldivenleri çıkartacağız, virüs bana bulaşacak, bağışıklık güçlensin derken,  bu virüs belasını nasıl üzerimden atacağım? Fiziki temas sağlandıktan sonra benim bu virüsü almamın akabinde nasıl tedavi süreci devam edecek? Burada ciddi anlamda çok soru işaretleri var. İzlenebilir bir yol, ama bunun öncelikle alt yapısı oluşturulmalı. Önlemleri alınarak hayata geçirilmesi gerekiyor. İşte yaşadığımız sıkıntı bu. Birilerinin iki dudağı arasında yönetilen bir Türkiye! Bunun bu şekilde olmaması gerekir. Biraz önce ifade ettim; aklı ve bilimi önceleyip bir alt yapı oluşturursanız evet denenebilir bir yol. Evet, vefatlar da olacak, çok ciddi bir salgın ile karşı karşıyayız. Sadece bizim ülkemize özgü bir süreç değil, dünya da bu süreci yaşıyor, bizde de mutlak vefatlar olacak. Aklın ve bilimin öncülüğünde bir alt yapı oluşturman öncelik olmalı. Solunum cihazın yok,  yeterli yoğun bakımın yok, yeterli hastanen yok, nasıl bu süreci yöneteceksin? Evde de yönetilmez bu süreç. Biran önce ortak aklı egemen kılmak gerekiyor. Konunun tüm tarafları ile aynı masa etrafında buluşup yeni fikirler ortaya koymak, o yeni konulan fikirleri hızla hayata geçirmek gerekir. Bugün işçiler çok ciddi sıkıntı yaşıyor. Bugün TOFAŞ kapalı, TOFAŞ’ın kapalı olma gerekçesi nedir? Otomobillerin radyo teyp sistemi Çin’den geldiği için, radyo teyp gelmiyor. O yüzden fabrika kapalı, oradaki işçi 6 ay sonra ne olacak? Bunu sadece TOFAŞ özelinde söylemiyorum. Diğer Fabrikaları, firmaları da bu sürecin içine katma durumundayız.  Esas sıkıntı emekçilerin, işçilerin hali ne olacak? Nereye kadar işletme sahipleri bu sürece direnç gösterip yönetebilecek? Bir yerde bu sistem tıkanacak. Tıkandığında halk tam anlamı ile ciddi bir problemle karşı karşıya kalacak. Sağlık mutlaka birinci planda ama bu işin ekonomik alt yapısının oluşturulması gerekiyor. İvedilikle ekonomik anlamda da bir takım tedbirler alınması gerekiyor. Fransa ne yaptı? Macron işverenlerle, sendikalarla, STK’larıyla, muhalifleri ile birlikte tabir yerindeyse, hep beraber milli mücadele ilan ederek süreci yönetti. Bizimkilerin milli mücadele süreci yönetmenin tarzı farklı, kendi siyasi anlayışı çerçevesi içerisinde yönetmeye çalışıyorlar. Bu ülkenin yüzde 50’sini temsil edenleri yok sayıyorlar. Fakat uygulamalara baktığımızda AKP’ye oy veren seçmen de çok tepkili.

K.C: Son olarak, Nilüfer CHP İlçe başkanı olarak Nilüferlilere ve Bursalılara ne mesaj vermek istersiniz?

F.Y:  aslında verilecek çok mesaj var. Bizler 5 Ocak tarihinde kongreden seçilerek göreve geldik, çok büyük heyecanla çalışmalarımıza başladık, maalesef böylesi bir sürece denk geldik. Üzüntümüz şudur ki, 95 yıldır kapısı kapanmayan partimiz, düşük volümlü olarak çalışıyor.  Genel merkezden gelen genelgeler doğrultusunda sadece il başkanlıklarımız açık. Birkaç personelle birlikte büyük bir üzüntü içerisindeyiz, umutsuzluk demeyeceğim ama üzüntümüz umutsuzluğumuzu da depreştiriyor. Bir an önce bu süreçten sıyrılıp sokağa çıkmak istiyoruz, çalışmak istiyoruz, anlatılacak müdahale edilecek pek çok konu var. CHP Nilüfer ilçesi yönetim anlamında büyük heyecan içerisinde, çalışma içerisindeler. SKYP bağlantıları ile toplantılarımızı yapıyoruz, tek gündemimiz salgın ile ilgili çalışmalar, maalesef başka bir gündem üzerinde çalışmalarımızı yürütemiyoruz. Gelecek güzel günlerin yakın olduğuna inanıyorum. Yarınların aydınlık bir Türkiye getireceğine inanıyorum. Bu anlamda CHP’nin, üzerine düşen tüm sorumluluğu fazlasıyla yerine getirme gayreti içerisinde olduğunu, sevinerek gözlemliyorum. Bu süreci atladıktan sonra çok güzel işler yapılacak. Bu ceberut yapıdan Türkiye kurtulacak diye umut ediyorum, inanmak istiyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayram’ının 100. yılını çok büyük heyecan ile bekliyorduk, heyecan ve coşku içerisinde kutlamayı umut ediyorduk. Maalesef görüyoruz ki, merkezi iktidar burada da bir hesaplaşma içerisinde. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı ile dahi savaşır bir anlayış içerisindeler. Buna da üzülerek şahitlik ediyoruz. Her ne olursa olsun, balkonları da yasaklasalar koridorlarda kutlanacak, koridorları da yasaklasalar ev ahalisi birbirlerinin gözlerinin içine bakarak kutlayacak. Çünkü ulu önder, tek lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün müthiş öngörüsü, müthiş aydınlık yolu bizim yolumuzu aydınlatıyor. O’nun yolunda yürümeye inançla, azimle coşku ile devam edeceğiz. CHP iktidarı çok yakındır. Teşekkürler….