Ana sayfa Bursa MUSTAFA BOZBEY: “YILDIRIMDAKİ GENÇLERİN UYUŞTURUCUYA BULAŞMASI SORUNU VAR!”

MUSTAFA BOZBEY: “YILDIRIMDAKİ GENÇLERİN UYUŞTURUCUYA BULAŞMASI SORUNU VAR!”

Nilüfer Belediyesi 4 dönem Belediye Başkanı olan, 2019 yerel seçimlerinde CHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak seçime giren Mustafa Bozbey bir buçuk puan gibi az bir farkla oyla şaibeli bir şekilde seçimi kaybetti.

 YSK’da şaibeli oy sayım, buna bir de parti örgütlerinin sandıklara sahip çıkamaması, o dönemdeki il yönetiminin YSK’lara yetkili hukukçu görevlendirmemesi gibi disiplinsizce davranışları üst üste koyduğunuzda seçimi kaybetmek kaçınılmaz oluyor.

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sürpriz bir şekilde Mustafa Bozbey’i tekrar Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak ilan etti.

Bozbey’in tekrar aday gösterilmesine farklı yorumda bululanlar oldu.

Kimileri zamansız bir açıklama olarak değerlendirirken, bazıları da parti örgütüne ayar verdiğini söylüyor.

Geçtiğimiz günlerde, Sevgili dostum, BGU Turizm Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Ünlü ile Mustafa Bozbey’i  NİLVAK’ta ziyaret  ettik.

Tekrar Büyükşehir adayı ilan edilmesinden sonra, hızlı bir şekilde alan çalışmasını sürdüren Mustafa Bozbey’e vatandaşın nasıl bir refleks içerisinde olduğunu,  yaşanan ekonomik kriz sürecini nasıl algıladığını, parti örgütüne zaman zaman birlik beraberlik çağrılarının yansımalarını sordum.

Gündeme dair sohbetimizde sorduğum sorular üzerinde Başkan Mustafa Bozbey değerlendirmede bulundu.

Kemal CANKAYA: Sayın Başkan. Adaylığınız tekrar gündeme geldi. Seçim olmasa da seçim varmış gibi alanlarda çalışıyorsunuz. Halkı dinliyorsunuz. Vatandaşın gördüğü sorunlar, yanlışlar nedir?

Mustafa BOZBEY: Geneldeki sorunlar yerelde de sorun. Ekonomik sorunlar, hayat pahalılığı, zamlar insanların gerçekten evine ekmek götürebilmesi, ihtiyaçlarını karşılayabilmesi hayli zorlaştı. Dar gelirli vatandaşlarımızın güç durumda olduklarını biliyoruz. Pandemi yaşadık. Dünya bu sorunu yaşadı. Ekonomik anlamda en büyük sorunu yaşayanlardan bir tanesi Türkiye. Bunu pandemiye bağlamak doğru değil. Dünyanın bunu nasıl aştığı belli. Bazen farklı sorunlarla karşılaşabiliyor o ülkenin insanları ama siyasiler sorunları acilen çözmekle yükümlü ve çözüyorlar da. Ülkemizde ise maalesef çözülemiyor. Son gelen zamlarla beraber bu kışın zor geçeceğini hep beraber yaşayıp göreceğiz. Ama Allah’tan bizim ülkemizin dayanışma kültürü var. Halk arasında, aileler, aile bireyleri arasında bu kültür var. Çocukluğumuzda yaşadıklarımız var. Köyden minibüsle sabah giderken aileler yoğurdu, unuydu, ürünlerini toplar Bursa’daki çocuğuna bırakırdı. Her hafta araç bu erzaklarla dolardı. Böyle bir dayanışma kültürü vardı. Hala daha var. Bir ayağı köylerde olan yerlerde görüyoruz. Özellikle dağ yöresinde. Birçok insan şehirde asgari ücretle yaşayan çocuğuna topluyor ürünlerini ulaştırıyor. Eğer bu dayanışma kültürü olmazsa ülkemizin nasıl bir felaketle karşılaşabileceğini tasavvur bile edemiyorum.

K.C: İnsanlar yerelde size hangi taleplerini iletiyor?

M.B: Bugün nereye giderseniz bir, işsizlik konuşuluyor. Osmangazi ve özellikle Yıldırım’daki gençlerin uyuşturucuya bulaşması sorunu var. Bazı anne babalarla karşılaşıyoruz. Çocuğunu kurtarmak istiyor. Çocuğu da kurtulmak istiyor. Devletin de yapması gerekenler var. Geliri düşük olan, az gelirli ailelerin bulunduğu yerlerde bu 9 yaşına düşmüş. Yetkililerden rica ediyorum. Bu satıcılara gerekeni yapsınlar.  Onun dışında suyun, elektriğin, ulaşımın pahalı olmasından bahsediyor Bursalılar. Su şehriyiz diyoruz ama suyu en pahalı içenlerdeniz. Ulaşım deseniz öyle. Her yere ulaştıran sistemimiz de yok. 6-7 tane ayrı ulaşım sistemi var Bursa’da. Bunlarla siz ulaşımı çözemezsiniz. Bu sistemi kurgulayamazsınız sonuç almanız mümkün değil. İnsanların ulaştırmayan bu sistemle ilgili şikâyetleri var. Eğer siz ehil insanları, uzmanlarla birlikte, taraflarla birlikte bir araya gelip belirli sürelerde toplantılar yaparak, trafik sorununu nasıl en aza indireceğinizi paylaşıp, ortak karar alıp uygulamazsanız durum bu olur. Benzin, mazot olsun 15 lira ya da duyuyoruz şimdi 1 buçuk dolar olsun kimse arabayla çıkmasın, yollar rahatlasın. Böyle bir şey doğru değil. İnsanları bir yerden bir yere ulaştıramıyorsan özel aracıyla gider. Burada bir entegre söyleyin Nilüfer’den çıkacağım Yeşil’e gideceğim. Ya da Nilüfer’den çıkacağım Zafer Mahallesine ulaşacağım. Mümkün değil. Kaç tane araç değiştirmem lazım. Entegre bir sistem yok. Bunu çözmeden trafik problemini azaltamazsınız. Onun için Bursa’nın ulaşım sistemini tekrar gözden geçirilmesi lazım. Uzmanların görüşü çok önemli. Ulaşım master planı 3 kez revize edildi. Hala daha revize ediliyor. Çünkü birileri akşam yatıyor sabah kalkıyor bir yere bir şey yapmaya çalışıyor. Yama yama üstüne olmaz. Sistemin entegrasyonu gerekiyor. Bunlar çözülebilecek sorunlar. İnanılmaz bir çevre kirliliği üretiyor trafik sorunu. Trafiğe çıkan araçlar yolda bekledikleri sürece inanılmaz bir karbon gazı salımı yapıyor. Bunu bizler teneffüs ediyoruz. Bunu çözmezsiniz sağlığı da hiçe saymış olursunuz.

K.C: İnşaat mühendisisiniz. Bursa çarpık kentleşme var. Kent estetiği yok. Nilüfer’de size rağmen yapılan kentsel dönüşüm var. Buna tepkilerinizi biliyoruz. Bir kentin yeşil olması için ne yapılmalı?

M.B: Zamanında Altıparmak iki katlıydı.  Çıkardık cadde üstünde 8 kata. Cadde arkasını 5-6 kata çıkardık. Çarşamba pazarını 5-6 kata çıkardık. Olduğu yerde, yolu genişletmeden, ilave yeşil alanlar yapmadan nüfusu 4-5 katına çıkardık. Trafiği de oraya soktuk. Önceden 1000 araba giriyorsa o mahalleye sonra 10-15 bin araba girmeye başladı. Aracını nereye çekecek? Çekemez. Otopark alanları yapılmadı. Altıparmak’a gidin insanların araçlarını nereye bıraktığını görün. Bu yaşanmış örneği belediye başkanlarının bilmesine rağmen aynı hatayı yeniden yapıyorlar. Yine kentin içini yoğunlaştırıyorlar. Nilüfer’i yoğunlaştırıyorlar. Bu doğru değil. Yıllardır bu konudaki fikrimizi beyan ediyoruz. Eğer yapacaksanız, konuta ihtiyaç varsa bunun başka yolları var. Banliyo yaparsınız. Görükle’de önerdiğimiz 360 bin nüfuslu bir projeydi. Ama 7-8 senedir raflarda bekliyor. Bu, kente ihanettir. Kentin nüfusunu yoğunlaştıranlar kente ve kentliye ihanet ediyorlar. Trafiği artırıyorlar, hava kirliliğini artırıyorlar. İnsanlar sağlıksız bir şekilde yetişecek. Bunun örnekleri var. Yıldırım’da kötü bir yapılaşma var. Ama siz bunu 5 kat nüfus taşıyarak çözmeye kalkarsanız o insanlara yazık edersiniz. İnsanlar şu anda mutlu gibi görünüyorlar. Evim yenilensin, daha sağlıklı bir ortamda çocuklarım büyüsün, okul alanı olsun, yollarının genişlemesini istiyor insanlar. Onun için kentsel dönüşüme sıcak bakıyorlar. Ama kentsel dönüşümde ilke şudur: Tümünü planlayacaksın bölge bölge imara açacaksın. Değişimi parça parça sağlayıp kademeli bir şekilde geliştireceksin. Bütün yaptığın planda yeşil alanları, yolları, okul alanlarını, kültürel tesislerini, kamu alanlarını bırakmış olacaksın. İnsanlar nerede olduğunu bilecek. Kenti, kentliyi dönüştüreceksin. Sadece binanın iyi, güvenli olması kentin değişmesi değildir. Aynı zamanda insanları da dönüşterecek bir mekanizma oluşturmak gerekiyor. Binayı yenilersin. Lüks daireye koyduğun insan sonra mutlu mu olacak? Hayır.  Onu da dönüştürmen lazım. Eğitim vermen lazım. Artık alt ve üstünde komşuları olan yanında da komşuları olan bir aile olarak yaşayacak. Önceden bina kendinindi. Balkondan kilimini, sofra bezini, halıyı silkeliyordu. Ama şimdi silkelemeyecek komşusu olacak. Kentsel dönüşümün sadece binalarla olmadığının altını çiziyorum. Bir yanlış daha var. Şikâyetler bana da geliyor. Kentsel dönüşüm yapıyoruz diyorlar sadece ana cadde üzerindeki bir kısım binalarının dönüşümünü sağlamaya çalışıyorlar. Arkadakiler ne olacak? Arkadakiler ölsün. Arkadakiler değişemez, dönüşemez. Onları düşünen yok. Böyle dönüşüm olmaz.

K.C: Deneyimli bir başkan olarak ikinci kez aday oluyorsunuz. Aday olduktan sonra, belediyecilik bir ekip işi. Nitelikli insan işi. Sizin seçilme durumunda yapacağınız ilk iş nedir?

M.B: Daha seçime epey bir süreç var. 2 buçuk 3 yıl gibi bir süreç var. Şu anda genel seçim var. Mutlaka ve mutlaka bir değişimin yaşanması lazım. Sistemin değişiminin yaşanması lazım. Bu sistemde ülkenin veya yerel yönetimlerin sağlıklı bir şekilde hizmet üretme olanağı yok görünüyor. Onun için sistemin değişmesi gerekiyor. Demokrasiye, gelişmiş parlamentersisteme dönüşmesi lazım. Bu seçimde sistemin değişmesiyle yerel yönetimler daha öne çıkmış olacak. Biz programlarımızı, hazırlıklarımızı yapıyoruz. Hangi projelerimizi öne çıkaracağımızın hazırlığını şimdiden yapıyoruz. Burada esas olan insan. Bir kentte eğer insanı mutlu ederseniz, sorunlarını en aza indirirseniz ve o kentte yaşamayı keyifli hale getirirseniz inanın bana çözülmeyecek hiçbir sorun yok. Vatandaşlar bile destek olur size. Bunu yaşamış bir insan olarak söylüyorum. Halk proje iletiyor. Halk katkı koyuyor. Bizim ilk yapacağımız uygulamalardan bir tanesi mutlak suretle katılımcı yönetim anlayışını ortaya koymak ve başlamak. Örneğin bir yerde hizmet üreteceksiniz. Mutlaka o ilçenin belirlenmiş olan uzmanlarıyla o konuyu tartışarak sonuçlandırıp uygulamak. Katılımcı demokrasinin ne olduğunu o zaman Türkiye görecek. Bunun örneği var. Nilüfer örneğini olduğu gibi büyükşehire taşımayı hedefliyoruz. Önce insan ilkemiz var. İnsanın huzuru, güvenliği, mutluluğu için öncelikle kentin nimetlerden insanlar yararlanacak. Su ve ulaşım konusunda, diğer konularda önce Bursalı faydalanacak. Bursa su şehriyse suyu ucuza tükecetecek. Ulaşımda, öğrenciyse öğrencidir. Ya da yeni doğmuş insanların ulaşımlarını karşılamak. İstanbul’da bunun örnekleri var. Sosyal yardımlar konusunda bir elin verdiğini diğer el görmeyecek. Bizim dinimizde var. Ama görüyoruz ki törenlerle erzak dağıtılıyor. İnsanlar rencide edilerek yardımlar yapılıyor. Bunları düzelteceğiz. Yardımların fazlası olacak ama hak edene gidecek. 11 büyükşehirdeki uygulamaları gördüklerinde vatandaşlarımız artık bizlerin ne yapacağı konusunda “Evet doğru. Bunları yapacaklardı” diyorlar. Biz Nilüfer’de bunları yapıyorduk. Büyükşehirdeki insanlarımız belki böyle bir şeyin olmayacağını düşünüyordu ama şu anda o büyükşehirlerde olduğunu görüyorlar. Demek ki yapılabiliyormuş. Sosyal yardımları da diğer yardımları da hak edenler alacak.

K.C: Örgüt içi örgüt dışı toplantılara katılıyorsunuz. Sivil toplum kuruluşlarıyla da görüşüyorsunuz. Mesajlarınız içerisinde CHP’ye dönük olanlar da var. Geçmiş dönemde yaşananlardan, kongre sonrasında yaşananlardan dolayı mesajlarınız var. Siz bu çağrıyı yaparken adım atan insanlar var mı? Örgüt kenetleniyoruz diyor mu? Milletvekilinden sıradan üyeye kadar bu oluyor mu?

M.B: Benim konuşmalarımdaki esas amaç birlik ve beraberliği pekiştirmek. Çünkü buna ihtiyaç var. Çok önemli bir genel seçime gidiyoruz. Ben açıkçası ortadoğu ülkesinde yaşamak istemiyorum. Anadolu kültürüyle, yüzünü Batı’ya dönmüş, demokrasinin, insan haklarının, barışın olduğu, adaletin olduğu, bütün paylaşımların eşit bir şekilde halka dağıtıldığı bir ülkede yaşamak istiyorum. Çocuklarımın da torunlarımın böyle bir ülkede yaşaması için mücadele ediyorum. Benim bütün derdim bu. Konuşmalarımda da önümüzdeki genel seçimin son derece önemli olduğunu bu konuda Genel Başkanımızın, genel merkez yöneticilerimizin, milletvekillerimizin çalışmalarının tek başına yetmeyeceğini, inanılmaz çalışıyorlar. Her gün bir yerdeler. Ama yetmeyeceğini, örgütün de il başkanlarından, il yöneticilerinden, ilçe başkanlarından, mahallele sorumlularından üyelerine kadar herkesin en az onlar kadar aktif çalışması gerektiğinin altını çiziyorum. Genel başkanımız birçok konuda açılım yaptı ve bunları insanlara anlatıyor. Gençlerle, esnaflarla, çiftçilerle, memurlarla ilgili birçok söylemi var. Bunu yapacağız diyor. Bunu halka anlatacak olan kim? Üyelerin tamamı. Neden? Çünkü öyle bir seçime gidiyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılında nelerin olacağının belirleneceği bir seçim. Öncekilerde de böyle deniyordu ama öyle değil artık. Türkiye Cumhuriyeti 100. Yılında güçlendirilmiş parlamenter sistemle, Anadolu kültürüyle yüzünü Batı’ya dönmüş özgürlüklerin olduğu cumhuriyet değerlerinin uygulandığı ve hakça, eşit bir yaşamın sağlandığı, insanların birçok konuyu özgürce paylaştığı ve adaletin eşit uygulandığı bir ülke konumuna gelmek zorunda. Güvenli bir ülkede huzurla yaşamaktan keyif alınacak bir ülke konumuna gelmek zorunda. Bunun için 2023 çok önemli. Çünkü 100. yılı biz hep beraber kol kola, dayanışarak geçirdiğimiz takdirde Türkiye Cumhuriyeti ve cumhuriyet değerleri daha 100 yıllar devam eder. Bunun için önemli bir seçime gidiyoruz. Ya ortadoğu ülkesi olacağız ya da dediğim gibi Anadolu kültürleriyle yüzünü Batı’ya dönmüş demokrasiyle taçlandırılmış, parlamenter sistemde yönetilen, herkese eşit davranıldığı bir ülke konumuna geleceğiz. Bu mesajı hem toplantılarda hem de genişletilmiş toplantılarda bunları anlatmaya çalışıyorum. İnanıyorum ki bütün üyelerimiz bu konuda duyarlı olacaktır.