Ana sayfa Güncel MÜFİT YAVUZ YAZDI: DIŞ POLİTİKA VE MONŞERLER

MÜFİT YAVUZ YAZDI: DIŞ POLİTİKA VE MONŞERLER

Hükümet ve sözcüleri, ülkenin ekonomisi hakkında söyleyebilecekleri olumlu tek bir söz kalmayınca, dış politikada hayali bir başarı öyküsü yaratma peşine düştüler…Hep bir ağızdan; “Türkiye artık eski Türkiye değil, dünyaya kafa tutuyoruz, artık her söylenene boyun eğen eski pısırık Türkiye yok!” söylemi tutturdular…

Ekonomideki kötü gidişatı da, Türkiye’nin yükselişini çekemeyen dış güçlerin oyunlarına bağladılar…

Peki, bakalım durum onların söyledikleri gibi mi?

Dış politika, tıpkı iç politika gibi başarısı somut sonuçlarıyla ölçülebilen bir alan…Siz istediğiniz kadar hançerenizi yırtarcasına dünyaya meydan okuyun, veriler sizi desteklemiyor, aksini söylüyorsa; nefesinizi boşa tüketiyorsunuz demektir…

Örneğin; işsizlik, enflasyon, döviz kurları gibi ekonomik parametreler, uygulanan ekonomi politikalarının birer somut göstergesidir…

Dış politika, sonuçları açısından ekonomide olduğu gibi verileri halktan gizlenerek pembe tablolar çizilecek bir alan da değil…

Geçtiğimiz günlerde, Birleşmiş Milletlerden yapılan bir açıklama yansıdı gazetelere…

Libya’da taraflar arasında kalıcı ateşkes sağlanmıştı…Anlaşmaya göre Libya’da bulunan yabancı ve paralı askerler, 3 ay içinde Libya’yı terk edecekler…

Erdoğan, anlaşmayı temkinli karşıladı…Eğer söylenildiği gibi ateşkes kalıcı olur da barış sağlanırsa, Libya’daki askerlerimizi geri çağıracağız…

Libya’da Sarraj hükümeti ile varılan Deniz Alanları Yetki Anlaşması’nın akıbetinin de ne olacağı belli değil…

Oysa Hükümet ve medyadaki kalemşorları, Libya politikamız için ne demişlerdi…Hükümetin amiral gemisi Sabah yazarı Hasan Basri Yalçın’ın 15 Haziran tarihli yazısına kulak verelim;“Hafter ve destekçilerinin ateşkes talebi kesinlikle iyi niyetli değil.

Zaman kazanmak ve askeri olarak tekrar toparlanmak için istiyor ateşkesi. Bu nedenle soluk almalarına izin vermek pek doğru değil”Hasan Basri Yalçın, bir öngörüde de bulunuyor, Libya’da Fransa, ABD gibi ülkelerin bir önemi kalmadığını, asıl aktörlerin Rusya ve Türkiye olduğunu söylüyor…

“Türkiye bu işi Rusya ile müzakere edecek” diyordu…

Keşke Hükümet ve destekçisi Yalçın haklı çıkıyor olsaydı…

Birleşmiş Milletlerde varılan kalıcı ateşkes anlaşması, Almanya’nın girişimleriyle sağlanmıştı…

Gelişmeler Libya politikamızın fiyaskoyla sonuçlanacağının işaretlerini veriyor…Akdeniz’de bir ticari gemimiz, anlaşmalara aykırı olarak uluslararası sularda durdurulup, Alman askerlerince saatlerce arandı…

Kuzey Irak’taki askerlerimizin başına çuval geçirilmesini andıran bu olay, umarız Mavi Marmara sakandalı gibi sonuçlanmaz…

Ve temenni ederiz ki, bunun Doğu Akdeniz’de sismik araştırma yapan gemimizi Antalya Limanı’na çekmemizle bir ilgisi yoktur…

İdlib’deki gelişmeler, Astana Süreci’nde Rusya’ya verdiğimiz ve alandaki teröristleri silahsızlandırıp etkisizleştirme sözümüzü yerine getiremediğimizi gösteriyor…

Hava desteği olmaksızın İdlib’de oluşturduğumuz 12 adet gözlem noktasından 9’unun Suriye askerlerinin kuşatması altında kaldığını, gözlem noktalarımızı yavaş yavaş kuzeye çektiğimizi öğreniyoruz…

Burada, Rusya’nın saldırısı sonucu 36 askerimizi şehit vermiştik…Tabi insanın sorası geliyor; madem askerlerimizi sınırlarımıza doğru çekecektik, bunca şehit neden verildi?Hükümet ve yandaşları bile; Suriye politikamızın baştan beri hatalı olduğunu, sonuçta Suriye’deki iç savaştan Suriye’den sonra en zararlı Türkiye’nin çıktığını kabul ediyorlar…

Sonuçta bakmak zorunda kaldığımız 5 milyona yakın Suriyeliyi de, başarısızlık hanemize yazmalı…

AKP’nin iktidara gelir gelmez uygulamaya başladığı ve “aktif tarafsızlık” diye tanımladığı politikaları, Ortadoğu’da tek bir dostumuzun kalmamasıyla sonuçlandı…

İlk yaptıkları, Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini terk edip, Türkiye’nin iyi yetişmiş, donanımlı dış ilişkiler uzmanlarını “monşerler” diyerek aşağılamak olmuştu…

“Aktif tarafsızlık” politikalarının sonuçlarını, en son Suudi Arabistan’ın uygulamaya başladığı ve diğer Müslüman ülkelere sıçrama eğilimindeki Türk mallarına boykotu ile gördük…

Yüzde yüz haklı olduğumuz Doğu Akdeniz konusunda bile yanımızda tek bir devletin olmayışı, “Kıymetli yalnızlık” diye övündükleri dış politikalarının sonucuydu…

Kıbrıs Rumları ve Yunanistan Mısır’la, İsrail’le anlaşıp, Doğu Akdeniz’in nimetlerini paylaşırken, bizimkiler ne yapıyordu acaba?Bu soruyu Lozan’a aykırı olarak Yunanistan’ın işgal ettiği adacıklar için ve silahlandırdığı adalar için de sormak gerekir…Mısır’la tarih boyunca ilişkilerimiz hep inişli çıkışlı olmuştu ancak, hiçbir zaman bu derece kopma noktasına gelmemişti…

Dış politika alanında tecrübeli uzmanlarımızın (monşerler) devre dışı bırakıldıktan sonra, sırf kişisel husumetler nedeniyle Akdeniz’de ortak çıkarlarımızda anlaşmak yerine, Mısır’ı karşımıza aldık…

Akdeniz’de bir araya gelmeleri mümkün olmayan Mısır’ı, İsrail’i, Rusya’yı ve ABD’yi karşımıza almak bir dış politika becerisi olarak gösterilebilir mi?

Karadeniz’de yanlarında savaş gemisi olmaksızın araştırma gemilerimizle doğalgaz arayabiliyoruz…

Kuşkusuz Karadeniz’deki sınırdaşlarımızın Akdeniz’dekilerden daha az problemli oluşundan söz edilemez. Bırakın dindaşlığı, bir zamanlar hepsi üyesi olduğumuz NATO’nun düşman ilan ettiği ülkelerdi…

Karadeniz’de kimseye hesap vermeden petrol ve doğalgaz arayabiliyor oluşumuz, AKP’nin küçümsediği “monşerler”in başarı hanesine yazılmalı…

Yakında başımızı ağrıtacak bir konu da S-400’ler olacak…Rusya’dan 2,5 milyar ödeyerek aldığımız S-400 hava savunma sistemlerinin ilk denemelerini Sinop’ta yapınca ABD’nin tepkisi gecikmedi…

S-400’lerin alımında, bağımsız karar verebilme, bağımsız savunma stratejimizden mi yoksa; uçağını düşürdüğümüz Rusya’nın öfkesini yatıştırmanın mı belirleyici olduğunu zaman gösterecek…

Sonucun Rahip Brunson gibi olmamasını dileriz…Kısaca, hükümetin ve yandaş yazarların abarttığı gibi bir dış politika başarısından söz edilemez…

Tıpkı ekonomide, hukukta, eğitimde, sağlıkta olduğu gibi…,