Ana sayfa Bursa KEMAL CANKAYA YAZDI: YENİ BİR DİL İLETİŞİMİ!!!

KEMAL CANKAYA YAZDI: YENİ BİR DİL İLETİŞİMİ!!!

YENİ BİR DİL İLETİŞİMİ!!!

Ülkemizde siyaset dilinde olağanüstü gelişmeler olduğunu, siyasetçilerin birbirlerine yönelik yaptıkları söylemlerde görüyoruz.

Sanırım, yeni eğitim sisteminde yeni bir dil iletişimi konusu müfredatımıza girdi.

Siyasetçisinden sokaktaki insana kadar hemen hemen herkes, aynı dili konuşur olduk.

Tabi bu dili öğrenemeyen geri kalanlar, ağızları açık hayretler içerisinde şaşkın şaşkın söyleniyorlar.

AK Partinin bu ülkeye kazandırdığı en önemli icraatı; dilde, iletişimde devrim yapması!

Bu dili kullanmak yeri geldiğinde çok tehlikeli olabiliyor.

Herkes bu dili kullanmaya haiz değil, imtiyazlı olanlar ve devletimizin büyükleri kullanıyor.

Sanırım yeni dil ve iletişim ile ilgili Dil Tarih Coğrafya fakültelerimizde bir kürsü açılması elzem olacak.

Küfüroloji dili ve edebiyatı anabilim dalı olarak!!!

Devlet erkânından aşağı doğru sirayet eden küfür dilinin, sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlara baktığımızda, ne kadar hızlı bir şekilde yaygınlaştığını görüyoruz.

70’lerin, 80’lerin 90’ların siyaset ve toplum dilinin oldukça nazik ve seviye sınırlarını aşmadığını görüyoruz.

O dönemlerin siyasetçileri mizah ile hakaretin hangi ölçülerde olduğunu gayet iyi biliyorlardı.

Kendilerine yönelik, mizahi olsun olmasın yapılan eleştirilere bazen katılarak gülerken, bazen de nezaket kuralları içerisinde yapılan eleştiriye yönelik açıklamalarını yapıyorlardı.

Muhalif kimliklere sahip hiçbir gazeteciye, aydınlara gözdağı vermek, tehdit etmek gibi sığlık içerisine girdiklerini görmedik.

AK Parti iktidarı ile birlikte, sert bir şekilde toplumsal yaşamda ve siyasette dönüşüm oldu.

Küfür dili ile birlikte iletişimsizlik, iletişim biçimine dönüştü.

Bir ülkenin partili, taraflı Cumhurbaşkanı uyguladığı politikalara karşı yapılan eleştirilere çok ağır hakaretlerle cevap verme hakkına sahipken, aynı dil ile kendisine cevap veren muhalefet ve vatandaş her anlamda linç ile karşı karşıya kalıyor, yüzlerce davalar açılıyor.

Birde sözde gazeteci muharrirlere ne demeli, siyasette yükselen tansiyonu körükleyerek provokasyonla toplumu galeyana getiriyorlar. 

Beslenme kaynakları tamamen provokatif  muhbirlik!!!

Ulusal anlamda pelikancı olarak bilenen sözde muharrir, gerçekte muhbirlerin yavrucakları, yerelde aynı küfürle besleniyorlar.

Toplumda belirli mevzileri ellerinde bulunduranların, ölene kadar o mevzilerde kalacağını düşünerek biat edenlerin, devran döndüğünde nasıl bir dönüş yapacaklarını inanın çok merak ediyorum.

Küfür dilinin, bir tek tanımı var; o da toplumsal muhalefeti baskılayarak teslim almak.

Direnç gösterenleri vatan haini, terörist yaftası yapıştırarak çeşitli gerekçelerle esir alıyorlar.

Nazım Hikmet’in Laz İsmail’e seslendiği gibi; işte böyle Laz İsmail, mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele!

Ne küfürlü dile, ne de muhbir muharrirlere teslim olmayacağız.

Son söz olarak,  Adnan Yücel’in şiirde dediği gibi;

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar birgün

zulüm biter.

Menekşelerde açılır üstümüzde

Leylaklar da güler.

Bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine

duygular yeniden yağacak kıvamda.

Ve yürek,

imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.

Ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

Ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler.

Bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!