Ana sayfa Bursa GAFFAR AKER: İDAM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ!!!

GAFFAR AKER: İDAM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ!!!

İDAM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ!!!

Son günlerde yazılı ve görsel basında bir idam tartışmasıdır gidiyor. İstikrar için idamı tekrar geri gelmesini isteyenlerden tutunda, suçun bu kadar artmasının nedeninin idamı kaldırmanın(!) olduğuna kadar çok farklı pencereden bakanların değerlendirmelerine tanık oluyoruz.

Bu konu geçmişte de çok tartışıldı bugünde tekrar tartışılacağa benziyor. Kuşkusuz idamın gerekli olup olmadığı konusunda bugüne kadar ceza hukuku konusunda suçun“caydırıcılığı”ile ilgili çokça makale ve tartışma konusu yapıla geldi, hala da yazılıyor ve tartışılıyor.

Değerli toplumbilimci ve ceza hukuku alanında bilgi birikim sahibi hukukçuların savuna geldiği bir gerçeği ifade etmekte yarar var: Hiçbir toplumsal yaşam sürecinde idam, bir “ceza” olarak algılanamaz, algılanmamalıdır.

 Toplumsal vicdanı rahatlattığı söylenen ve öç alma duygusuyla idam edilen kişi öldükten sonra ıslah edilmesinin, tekrar rehabilite edilmesinin anlam/anlamsızlaşacağını zaten bilemez.

Çünkü artık “obje” yok edilmiş ve ortadan kaldırılmıştır. Yani İdam edilen ölen öldüğünü bilmez, öldüğüyle kalır!..

Burada tartışılması gereken asıl ceza, toplumsal vicdanı rahatlatacak çare, “suçlunun toplumsal hayat ile olan bağını koparmak, ona hayatı yasaklayarak kendi içinde vicdan muhasebeni yapmak için zaman tanımaktır.

Yani burada amaç öç almak saikı ile hareket etmek olmamalıdır. Çünkü biliyoruz ki; “Suçlu” olarak addedilen kişi gerçekten “suçun faili” de olabilir, toplumsal, sosyal ve doğa bilimlerinin açığa çıkaracağı “masumiyet karinesi” gereği “suçsuz” da olabilir.

Bu gerçeği yaşam süreci bize gösteriyor ve göstermeye devam ediyor. İdam edilen kişi üzerinden bir pişmanlık artık fayda sağlamayacaktır.

Yakın tarihimizde Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslanın 1971 de idam edilmeleri üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen “siyasal konjonktür” nedeniyle idam edilmeleri hala toplum vicdanında tartışılmakta ve kanayan bu toplumsal vicdan rahatlatılmış ve soğutulmuş değildir.

Eğer gerçekten kişi suçlu ise “her doğan, yeni  günde yeniden”yeniden ölecektir. Ancak suçun caydırıcılığı noktasında egemen güçler yani siyasal iktidarlar geleceklerinin devamı ve bekası için içini boşaltmış oldukları olur olmaz “af” kanunları ile ve toplumsal beklenti ve gerçekle örtüşmeyen infaz düzenlemeleriyle cezanın caydırıcılığı değersizleştirilmekte ve caydırıcı olmaktan çıkarılmakta olduğuna da tanık oluyoruz.

İnsan yaşamı değerli ve değerli olduğu kadarda kutsaldır.

İdam ile ortadan kaldırmış olduğunuz “can”ı tekrar geri getirmek beyhude boş bir çaba olacaktır. Dolayısıyla mevcut siyasal iktidar ve yamağı konumundaki siyasi anlayışın gelecekleri ve menfaatleri üzerinde tartışmaya açılan idam tartışması “suni” bir tartışmadır, ekonomik kriz ile boğuşan halkın bu tartışmada hiçbir yararı yoktur.

 Ama bir tek gerçek var ki; Onu da göz ardı etmeden söylemekte fayda var.

 Bilerek ve isteyerek, düşmanca bir tavırla, canavarca hislerle halk düşmanlığı yapanlar, bilinçli olarak insan canına kastedenler ve de suçu her türlü delille sabit ise  ” toplumsal vicdanı rahatlatmanın bir başka çözüm yolu bulunamıyorsa o insanın “idam” edilerek ortadan kaldırılması mubah görülebilir…

Peki, bu konu neden tekrar tartışma gündemine getirildi?

Yaşanan toplumsal bir yığın sorun varken ve de ortamı zamanı değilken dahası hiç gereği yokken  idam cezası neden tekrar tartışmaya açıldı?

Birincisi idam cezası bizim gibi demokrasi bilincinin gelişmemiş, az gelişmiş emperyalizme bağımlı ülkelerde yönetim halkın özgür iradesi ile belirlenmiyor. Dolayısıyla yönetme iradesinin “zoru” içinde taşıyan, tepeden inme ve halkı siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgilenmeyen bir kitle haline sokmak olduğu için idam gibi suni tartışma konuları halkın önüne konulması pekte mantıksız görünmemektedir. Bugünde tam bu yapılıyor.

İkincisi; İktidarda söz sahibi Egemenlerin ellerinde kontrol altında tuttukları tüm medya ve kültürel araçları bunun için seferber etmekten geri durmazlar. İşte bu noktada “İdam” tartışmaları  ile ülke konjonktürel konumu ve durumumdan kaynaklı sorun yumağının tam ortasında iken ve giderek derinleşen bir ekonomik krizin etkileri belirgin bir şekilde açığa çıktığı noktada anlam ifade ediyor.

Son günlerde,  iktidarın son çare olarak sarıldığı ve toplumsal yurtseverlik ve vatanseverlik “milliyetçilik” bilincini yüksek tutacak ”tarihi düşman” komşumuz Yunanistan ile girilen kuzey Akdeniz Petrol ve doğal gaz arama adı altında sadece gereksiz gerilim.

 Öte yandan “müjde” haberlerle Karadeniz’de doğalgaz keşfi, bilmem kaç metre küp rezerv bulduk algısı, kamuoyu araştırmalarına göre, halk desteğini kaybeden iktidar idam tartışmalarını yenide ısıtıp ısıtıp gündeme getiriyor.

Bütün gürültü bundan ibarettir…