Ana sayfa Bursa GAFFAR AKER YAZDI: COVİD-19’UN TOPLUMSAL YAŞAM BİÇİMİNE ETKİLERİ!!!

GAFFAR AKER YAZDI: COVİD-19’UN TOPLUMSAL YAŞAM BİÇİMİNE ETKİLERİ!!!

COVİD-19’UN TOPLUMSAL YAŞAM BİÇİMİNE ETKİLERİ!!!

Dünyayı etkisi altına alan ve giderek dünya ölçeğinde etkilenmeyen toplum ve insan gurupları bırakmayan Covid-19 pandemisi dünya da yeni  ilişkiler sürecinin oluşmasına neden olmuştur. Covid-19 virüsünün  beraberinde getirdiği  bu  süreç ile beraber yapılagelen bir çok şey;eğitim, sosyal,kültürel birikimler, beslenme, giyinme, aktüel hareket ve davranış gibi alışkanlıklar  işlevsiz hale gelmekle beraber bunun  yanında psikososyal etkisiyle de yeni bir yaşam düzeneğinin de kapısı aralanmıştır.

Covid-19 pandemi virüsü  tıbbi bir olgu olmanın yanında bireyi ve toplumu birçok açıdan etkisi altına alan bunun sonucunda da toplumsal bozulmalara neden olan sosyolojik  bir olgu olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.Bu tür risk durumlarında bulaşıcı hastalığın ortaya çıkardığı toplumsal risk, tehdit  algısı arttıkça toplumda panik ve stres yaşayan insanlar, her zamanki yaşam standardından farklı  farklı davranış biçimleri sergilemesi kaçınılmaz olmaktadır.Pandemivakıası ile beraber ortaya çıkan belirsizlik ve krizin ortaya çıkardığı  duygusal ve psikososyal etkilerinin nasıl yönetildiği, bunlarla nasıl başa çıkıldığı birey ve toplum açısından en önemli  gündem maddesini oluşturmaktadır.Kapitalist sistemin etkisi ve yaşam güvensizliği ile beraber salgın hastalığın  etkileri tahmin edilemeyen bir durumla karşılaşıldığında insanların korku ve panik duygusuyla korunma ve kaçınma davranışı sergilemesi doğal kabul edilebilinir.Ancak bilinmelidir ki bu tür salgınlar sahip oldukları potansiyel etkileri nedeniyle toplumlar üzerinde yaşanılan  anı etkiledikleri gibi geleceğe  dair umut, beklenti ve güven duygusunu da çok büyük oranda zedelemekte olduğu bilinmektedir. Ünlü İtalyan sosyolog ve toplumbilimci Antonia Gramsci’nin tabiri ile “Eski dünya ölüyor, yenisi ise ufukta görünmüyor ve bu alacakaranlıkta canavarlar ürüyor.” Evet toplumsal süreç tamda böyle, bu havanın etkisi altında  ilerliyor.

COVID-19 pandemisinin ortaya çıkış sürecine bakıldığında; 31 Aralık 2019 tarihinde, ÇİN’inWuhan Kentinde  sebebi bilinmeyen yeni zatürre vakalarının tespit edildiğinin duyurmasıyla birlikte salgının başladığını biliyoruz.

Sosyal bir varlık olan insanın insani bir dizi faaliyetleri covid-19 vakıasının  yakın temas etkisi nedeniyle araya “sosyal” değil “fiziki” mesafeler konarak  ötelenmek veya ertelenmek zorunda kalmıştır. Burada kullanılan bir yanlış ifadede “sosyal mesafe” söylem ve tabiridir. Sosyal bir varlık olarak diğer canlılardan ayırt edilme özelliğine sahip insanoğlu, yaşamsal sosyal, kültürel,siyasal ve psikolojik  faaliyetlerini yürütürken araya “sosyal” mesafeyi koymayı reddeder.Bu insanın doğa ile savaşımında ve sosyo-kültürel  ve ekonomik yaşamsal  faaliyetlerini yürütürken ihtiyaç duyduğu birlikte dayanışma, güç birliği, temas ve iletişim isteğinden gelmektedir kuşkusuz.

Evet, dünyayı etkisi altına alan ve nerden nasıl çıktığı, bir proje ürünü olarak laboratuvar ortamında mı üretilip geliştirildi, yoksa kirlenen doğanın bir intikamı mı olduğu yoksa gerçekten ÇİN’inWuhan Kentinde  sebebi bilinmeyen yeni zatürre vakalarının bir sonucumu yayıldığı konusunda çok ciddi bir bilimsel veri  mevcut değildir. Ancak ortada bir virüs var ve  dünya bu virüs ile mücadele yöntemleri ve önlemleri konusunda kafa yoruyor. Diyalektik materyalist felsefi bakış ve bilimin ışığında baktığımızda her şeyin bir nedeni olduğu gibi hiçbir şey yoktan da var edilemez.

Kapitalist sistemin kar ve doğanın yağmalanması üzerine kurulu sisteminin her gün yeniden ürettiği krizlerinin sonu gelmek bilmez, çözümsüz stratejileri de kapitalist sistemin yaşaması için çare olmadığı yaşanılan paylaşım ve bölgesel savaşlarla daha açık görülmektedir. Ama şu gerçeği biliyoruz ki Kapitalizm daha fazla kar için dünyanın yer üstü ve yer altı zenginliklerini talan etmekten ve insan unsurunu yok etmekten geri durmayacağı varlığının bir gereğidir. Eğer bugün Dünya toplumlarını tehdit eden Covid-19 pandemi belasıyla insanoğlu savaşıyorsa  bu tamamen kapitalist sistemin insan öncelikli olmayan ruhu ve bireyler lehine çözüm üretemeyen sistemi nedeniyledir.

Teknolojik gelişme ve yenileşmenin baş döndürücü biçimde gelişme kaydettiği ve kaydetmeye devam ettiği bir dünyada insanlığın pandemi virüsü karşısında çaresiz kalması nasıl açıklanabilir? Şunu belirtmek gerekir ki günümüzde varlığını sürdüren tehlikeli virüs sadece Covid-19 pandemi virüsü değildir.Öyleki geçmişten bugüne çok ciddi bir istatistik çalışmalarla mevcut olan veriler göstermektedir ki; açlıktan, vebadan, sıtmadan, kanserden, kalp krizinden, beslenme ve tedavi yetersizliğinden kaynaklı ölümlerin günlük Pandemi ölümlerinden çok daha yüksek olduğu görülecektir. Dolayısıyla iletişim bu denli hızlı ve güncel olmasaydı kimbilir belki de geçmişte olduğu gibi bir sıtma, bir kolera veya bir verem vakıası gibi normal bir virüs olarak görülmesi muhtemel olacaktı. Fakat iletişimin baş döndürücü bir hızla hayatımıza girdiği dünyanın klişe söylemi ile küçük köye dönüştüğü günümüzde Covid-19 pandemi telaşı ve korkusunun yarattığı infial her şeyin önüne geçmesine ve aktüel kalmasına neden olmuştur.

Bugün geçmişe baktığımızda Dünyada “kara ölüm” olarak geçen vebadan ve sıtmadan ölen 75-200 milyon, her yıl 12 milyon kişiye kanser tanısı konulduğu ve 7,6 milyon insanın kişi kanserden öldüğü günümüzde,  insanın karşı karşıya kaldığı tehlike ve telaşın boyutu  görmezden gelinmekte ve sadece tarihe bir not olarak düşülmektedir. Zira insan aklına çeşitli komplo teorileri gelebilir. Pandeminin etkilediği belli yaş guruplarına bakıldığında özellikle üretimden uzak yaşayan ve tüketici konumda olan 65 yaş üstü ve 20 yaş altı guruptaki bireylerin tehlike gurupları olarak yaftalanması ve özellikle 65 yaş üstü bireylerde  ölüm oranlarının yüksekliği akıllara bir proje olgusunu getirmektedir. Açlığın ve planlamanın ve “refahın” aşırı nüfus nedeniyle yapılamadığını dile getiren   neo liberal ekonomistler başta olmak üzere uluslararası sermaye temsilci ve sözcülerinin dile getirdiği bu görüş daralan pazar paylaşım anlayışının üzerine oturmaktadır. Bu da akıllara acaba covid-19 pandemi virüsünün bir laboratuvar ürünü mü olgusunu düşündürmektedir bizlere…

Öyle ki dünyanın her türlü çevre talanına maruz kalması, havanın, suyun ve çevrenin kirletilmesi, gıda ve yiyecek sıkıntısının çekilmesi, ekilebilir  tarım alanlarının yok edilmesinin tek sorumlusu  kapitalist sömürü düzeni olduğu göz ardı edilmektedir.  Açlıktan, sıtmadan, kanserden, zatürreden, boğmacadan ve dahası ihtiyacı olan ilaç ve tedavi yöntemlerini elde edememekten kaynaklı insanlar ölüyorsa tek sorumlusu kapitalist sömürü düzenidir demek yaşanıla gelen sorunların bir sonucudur. İnsanların yaşam soylarının devamı için üremesinden tutalım da beslenmesine kadar bir çok faaliyet kapitalist sistemin çözüm üretmek için kafa yorduğu ama çözüm bulamadığı konulardır. Dolayısıyla   doğum kontrol hapları ve kısırlığa neden olan kimyasal ilaçlarla üremeyi engellemek, genetiği değiştirilmiş gıda ve yiyeceklerin tüketilmesiyle karşı karşıya bırakılan toplumların çok büyük  sağlık sorunlarıyla boğuştuğu gerçeği gün gibi ortadadır.

Diğer taraftan Covid-19 vakıasının ilk baş gösterdiği günden bu yana vakıanın kişiler üzerindeki etkileri de kuşkusuz çok çok önemli bir sonuçtur.Covid-19   pandemininkorkulan, kaçınılan bulaşıcı bir virüs olmasının yanında  aynı zamanda toplumsal travmanın yarattığı aşırı psikolojik davranış biçimlerinin etkisi açısında da kayda değer bir etki yarattığı görülmektedir. Toplumsal depresyon, panik, paranoya gibi ruhsal sorunlar ve bencillik, dürtüsellik(davranışları sınırlama), saldırganlık, damgalama gibi yıkıcı davranışlarıda gözlemlemek hem yakın çevremiz hem de toplum bütünü açısından mümkündür. Ölüm korkusu ve travması… Hele sosyal bir varlık olan İnsanın normal şartlarda zihninde bastırabildiği ya da kontrol edebildiği ölüm korkusu pandemi virüsü nedeniyle tedbir alınmadığı sürece ölümcül vakıalarının çoğaldığı durumlarda şiddetlenir ve kontrol edilemez hale gelir. Ölüm korkusunun etkileri zamanla uykusuzluk, kâbus görme, sürekli virüsle ilgili görüntülerin ve felaket senaryolarının gelmesi, hastalığın kendisine ya da yakınlarına bulaşacağı konusunda endişe duyulması, kolay irkilme, çabuk sinirlenme, gelecek konusunda kariyer planlaması  yapamama, ümitsizlik, yalnızlaşma, kendine yabancılaşma, aşırı kaçınma ve dayanışma duygusunu kaybetme şikayetleri baş gösterir.

Bireyler, hayatın olağan akışının durduğu bu olağanüstü durumda nezaket, sağduyu, empati, dayanışma ve yardımlaşma gibi ahlaki değerlerini geçici olarak kaybetmiş ve sadece kendisini düşünen bencil bir varlığa dönüşmüş durumdadır. O yüzden salgınların yaratmış olduğu tehlike zaman içerisinde bertaraf edilse bile toplumsal psikolojik etkiyi çok kısa zamanda ortadan kaldırmak o kadar kolay olmayacaktır.