Ana sayfa Bursa FIRAT YILMAZ’LA SÖYLEŞİ: -2- “İKİ MİLYON İNSAN EVİNE EKMEK GÖTÜREMİYOR”

FIRAT YILMAZ’LA SÖYLEŞİ: -2- “İKİ MİLYON İNSAN EVİNE EKMEK GÖTÜREMİYOR”

Salgının sönümlemesinden sonra, sizce oluşan sosyal ekonomik krizden çıkış nasıl olacak?

Yaşamsal koşullarımızın etkilenmeden, bu sürecin bir an sönümlemesini istiyoruz. Bu sadece dilekle, temenni ile olacak bir şey değil. Belli kuralları var, bu kurallara uyarak Dünyanın, Türkiye’nin, Bursa’nın pandemiden kurtulmasını umut ediyoruz. Filmin ismini hatırlamıyorum ama o filimde 2. Dünya savaşı sonrası Almanya’nın sokaklarını gösteren korkunç bir tahribat vardı.

 Dünya Türkiye, Bursa olarak o tahribatı karşımızda bulacağız, ciddi anlamda bir savaştan çıkmış olacağız, bu süreci atlatıp, sağlıklı kalanlar, ayakta kalanlar çok ciddi bir tahribatla karşı karşıya kalacak. Bu tanımı ekonomi için de yapabiliriz, siyaset için de yapabiliriz, eğitim için de yapabiliriz, bu tanımlamayı birçok alan için de yapabiliriz. Bundan sonra ki süreç her ne kadar belirsiz gözükse de bir kez daha altını çiziyorum. Burada siyasi parti ayrımı gözetmeksizin Türkiye temelli, Türkiye ölçeğinde ortak bir platform oluşturulması gerekiyor. Ve o dayanışma zinciri hamaset siyasetine malzeme edilmeden, CHP penceresi, AKP penceresi, MHP penceresi, İYİ Parti penceresi değil, Türkiye penceresinden bakılarak hızlı bir şekilde tahribatın kaldırılması için adım atılması gerekir.

 Burada ekonomik anlamda bir dayanışma çalışması yapılabilir. Burada konunun uzmanlarıyla, konunun yetkilileriyle bir araya gelerek ortak akıl çalışmalarıyla yol haritaları çizilebilir ülkemiz adına. Sağlıkla ilgili, aynı şekilde eğitimle ilgili, aynı şekilde siyasetin öncelikle yapması gereken o kılıçları, mızrakları kınına sokup, daha makul, mantıklı kavgasız birbirlerine karşı saldırgan tavır içerisinde olmadan ülkenin menfaati için hızla refaha ulaşması için ortak adımların atılması gerekiyor. Bakın burada en büyük örnek nedir, yakın geçmişten söz ediyorum, o da siyasi olarak çarpıtıldı başka yerlere çekildi. 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi faciasından sonra bütün siyasi partiler, ayrımsız söylüyorum, bütün siyasi partiler ortak bir zeminde buluştular. Yenikapı mitinginde bir araya gelerek hepsi açıklamalarını yaptılar. Ne için?  Ülkenin geleceği için. Darbe zihniyeti nereden gelirse gelsin, darbe zihniyetine karşı dimdik meclisin iradesini gördük. Pandemi sürecinde de aynı tavır olmak zorunda. Küresel olarak yaşanan salgın inanın birçok darbenin üstünde, birçok olumsuzluğun, kötü gidişatın üzerinde tahribat yaratmıştır. Bu tahribatın ortadan kaldırılması için de toplumsal barış gerekiyor. Toplumsal uzlaşı gerekiyor. Siyasetin ortak temelde bir şekilde bir araya gelmesi gerekiyor.

Yerel ve genel siyasete ilişkin ne gibi önermeleriniz olur?

Gerek yerelde gerek genelde, kesinlikle siyaset dilini değiştirmemiz gerekir. İktidarında, muhalefetinde toplumun sinir uçlarıyla oynayacak açıklamalardan uzak durması gerekiyor. Çünkü yaşanan küresel kriz sürecinde insanlar canları ile uğraşırken, evlerine ekmek götürme derdi ile uğraşırken bir de siyasetçilerin kavgacı, toplumu geren üsluplarıyla karşı karşıya kalmak istemiyorlar. Siyasetçilerin yani hepimizin şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz yılsonu mecliste bütçe görüşmeleri vardı. Korkunç, siyasete yakışmayan görüntülerle karşı karşıya kaldık. Toplum moral olarak çöküntü içindeyken, böylesi kavgacı bir tablo siyaset bir şey kazandırmaz. Toplumun moralinin yükseltilmesi gerekiyor. Yoğun bakımda COVID’den yatan hastaların iyileşmesi için en başında moral gerekiyor. Hastaların negatif düşünmemesi, moralli olması telkin edilmekte, aynı şekilde toplumun da bu morale ihtiyacı var. Toplumun birlik beraberlik bütünlüğe ihtiyacı var. Birbirimizi yanlış anlamamamız gerekiyor. Siyasetin yüksek tansiyonunu, ateşini düşürmemiz gerekiyor. Burada AKP iktidarına koordinasyon anlamında çok büyük bir görev düşüyor. Elbette burada muhalefetinde yapması gerekenler var.

Muhalefeti genel tablodan ayırmıyorum. Siyaset mekanizması olarak baktığınızda tansiyonu düşürücü, toplumsal barışı, uzlaşıyı öne çıkarıcı nitelikli çalışmalar olması kanaatindeyim. Tabi bu anlamda da yaşadığımız süreçte salgının yarattığı tahribatın yaralarının hızla sarılıyor olması lazım, sıkıntı içerisinde olan insanlara desteklerin hızla veriliyor olması lazım. 2 milyon insandan söz ediyorum. Hizmet sektöründe olan 2 milyondan söz ediyoruz. 2 milyon kişi evine ekmek götüremiyorsa, faturalarını ödeyemeyecek durumda yoksulluk sınırının altındalarsa, burada hamaset siyasetinin, tribün siyasetinin hiçbir anlamı yoktur. Bizde bu anlamda Nilüfer ilçe örgütü olarak yönetim kurulumuzla birlikte çalışmalarımızı yaparken daha insan odaklı, daha insana dokunan, daha dayanışma kültürünü ön plana çıkaran çalışmalar, faaliyetler içerisinde sistematiğimizi yönetmeye gayret ediyoruz. Toplumda bunun karşılığını fazlasıyla alıyoruz. Bu çalışmalarımızı oy devşirme, bir sonra ki seçim için oy kazancı olarak görmüyoruz. Bugün ki koşullar içerisinde toplumun, yoksul kesimin ihtiyacı var. Biz elimizden geldiğince, karıncanın su taşıması misali imkânlarımız ölçüsünde her noktaya ulaşmaya çalışıyoruz. Ne parti içerisindeki tartışmaların ne de genel siyasetin tartışmalarının bizim gündemimizde yeri yok. Yetkimiz alanında yanlış gördüğümüz her konuda eleştiriyor ve uyarıyoruz. Doğru olan her adımda, yönetim kurulu arkadaşlarımızla birlikte 7/24 temelli olarak adımlarımızı atmaya çalışıyoruz. Gelen iş başvurularının haddi hesabı yok, gelen hastane yatışlarının haddi hesabı yok. O kadar zor bir süreç ki yaşadığımız süreç, sizde tahmin edersiniz. Bu süreci bir şekilde doğru yönetmeye gayret etmeye çalışıyoruz. Bundan sonra ki süreç her ne kadar belirsizlik olarak görünse de, az önce belirttiğim gibi birlik, beraberlik, bütünlük içinde tahribatın tam olarak ortada kalkacağını düşünüyoruz.

Umarım sağlıklı, güzel, aydınlık günlerde hep beraber olacağız ama son olarak şunu da ifade etmek isterim. Gerek bilim kurulu tarafından yapılan, gerekse konunun uzmanları tarafından yapılan tüm açıklamaların dikkate alınması gerektiği kanaatindeyim. Nedir bu? Maske, mesafe, temizlik bunlara uymak zorundayız. Kendi sağlığımız için karşımızdakinin sağlığı için, ailemizin sağlığı için asgari müşterekte bu kurallara hep birlikte uyum göstermek zorundayız. Bu ortamda 10 kişi maske takıp 1 kişi maske takmıyorsa, burada ciddi bir sorun vardır, bir kişinin ciddi sorumsuzluğu vardır. Maalesef gerek televizyon programlarında, gerek vatandaşlar içerisinde, gerekse siyaset mekanizması içerisinde görüyoruz. O maskelerin hiçbir şekilde çıkmaması gerekiyor. Bu kurallara riayet ettiğimiz sürece hızla salgın koşullarından bir şekilde kurtulacağımızı düşünüyorum. Umut ediyorum ki, aşılama süreci de bir an önce hayata geçer. Bu belada el birliği ile çıkış sağlayacağımızı düşünüyorum.

Son olarak, insanların salgınla ve yoksullukla boğuştuğu bir süreçte sözde prof. akademisyen olarak titri bulunan iki şahıs gündemi saptırmak için ipe sapa gelmez açıklamalarda bulundu. Biri, Yılmaz Özdil ve Cüneyt Akman’ın öldüklerinde namazı kılınmasın derken, ardından diğeri, üniversiteler fuhuş yuvası dedi. Bu tür toplumun yaylarını geren açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu şahıslar açıklamaları nerede yaptılar? Televizyonda, sosyal medyada, bir şekilde iletişim araçları üzerinden bu açıklamaları yaptılar. Bakın çok net, çok açık bir durum vardır. Kamuoyunu asıl gündemden uzaklaştırmak için bu araçlar çok önemli, özellikle televizyon vasıtasıyla, gazete vasıtasıyla, sosyal medya üzerinden yapılan açıklamalar. Ben bu açıklamaları olabildiğince ciddiyetsiz, olabildiğince başka bir amaca hizmet edebilen nitelikte görüyorum.

 Bugün AKP iktidarı bu süreci yönetemediği için, gündem değiştirmek zorunda, 2002 yılından bu yana defalarca örneklerini yaşadık. Bir şey yanlış gidiyorsa, başka bir alakasız konu gündeme getiriliyor. Ve o konu tartıştırılıyor. Az önce ifade ettiniz, iki isimle ilgili cenaze namazının kılınmaması, üniversitelerin fuhuş yuvası haline geldiği açıklamaları akademisyen iki isim üzerinden kamuoyuna pompalanıyor. Bu açıklamalar toplumun sinir uçlarıyla oynayan açıklamalar. Niye yapıyorlar bunu? Gerçek gündemi başka bir alana çekmek. Ben artık amiyane tabiri ile söyleyeceğim; toplumun, bu tür ahlak sınırlarını aşan, gündem değiştiren ciddiyetsiz açıklamaları yediğini düşünmüyorum.

Şu anda Yılmaz Özdil ve Cüneyt Akman’ın cenaze namazının konu yapılacağı bir süreç mi?  1 yıldır kapalı olan üniversiteler üzerinden, üniversite okuyan çocukların ailelerini galeyana getirecek konuşmalar yaparak sinir uçlarıyla oynamanın amacı nedir? Sağlığı yönetemiyorlar, salgın sürecini yönetemiyorlar, eğitimi, ekonomiyi yönetemiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan insanların büyük çoğunluğu yoksulluk sınırı altındadır. Bu şekildeki abuk subuk insanların açıklamalarıyla kötü gidişi kamufle edemeyecekler. Bu halk artık bu senaryoları yemiyor!..