Ana sayfa Güncel EROL GÜLMEZ:“TARIMDA KARLILIĞIN TEK YOLU ÖLÇEK EKONOMİSİ”

EROL GÜLMEZ:“TARIMDA KARLILIĞIN TEK YOLU ÖLÇEK EKONOMİSİ”

Bursa’nın önde gelen iş insanı sanayici Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Erol Gülmez’in otomotiv yan sanayiciliği dışında, hobi ile başlayan tarımcılık merakı bir süre sonra profesyonel tarımcılığı dönüşüyor.

Şehir merkezi ile mesafesi 25- 30 dakika olan ata topraklarının bulunduğu Fadıllı köyünde, kara düzen yapılan tarım işini süreç içerisinde ihracat yapılan profesyonel tarımcılığa dönüştürüyor.

Başkan Gülmez’den zaman zaman sanayicilerin yaşadıkları sıkıntılarla ilgili söyleyişiler yaptık. Diğer taraftan modern tarım ile iştigal ettiğini biliyoruz. Bunun üzerine tarımla ilgili ne gibi sıkıntılar yaşandığını sorduk.  

Bursaeditör: Sevgili başkan. Bursa’da sanayici olmanız özelliği dışında aynı zamanda NOSAB başkanı olarak göreviniz var. Tarım alanına da ilginiz var. Profesyonelce tarım da yapıyorsunuz. Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından birisi de tarım. Tarımla ilgilenen bir sanayici olarak, tarımda nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda  düşünceleriniz nedir?

Erol Gülmez: Tarım gelecekte dünyanın sorunu haline gelecek. Ülkemize baktığınızda tarımda bütün koşullar uygun. Biz tarım ihracatında Konya Ovası kadar yeri olan Hollanda’nın kat kat üzerinde ihracat yapıyor olmamız lazım, ama maalesef yarısını bile yapamıyoruz. Bunun birden fazla gerekçesi var. En büyük sebep ölçek ekonomisi. Tarımda ne iş yaparsanız yapın ölçek ekonomisini tutturamazsanız o iş karlı olmaz. Dolayısıyla sürdüremezsiniz. Bugüne kadar devletin bir tarım politikası olmadığı için aileleler geleneksel tarımla, tarımı bugüne getirdiler. Bunun sonucunda da gelişmiş ülkeler tarımda teknolojiyi kullandıkları için ölçek ekonomisini planlamasıyla, sizin o geleneksel tarımdaki maliyetlerinin çok altında maliyetlerle ürün üretip dünyaya sattılar. Önce tohum konusunda ülkenin yatırım yapması, tohum işine gerçek anlamda eğilmesi zorunlu. Çölün ortasında bulunan İsrail tohum işini egemenliği altına almış durumda. Bu topraklara uygun tohumların devlet tarafından yetiştirilerek üreticilerle buluşmasını sağlamak lazım. Tarımla iş bitmiyor.

“TARIMDA KARLILIĞIN TEK YOLU ÖLÇEK EKONOMİSİ”

Ölçek ekonomisinden kastım miras yoluyla eskiden düşünün 10 dönümlük bir tarla o bile çok küçük ama bizim ülkemizde artık 10 dönüm tarla büyük tarla haline geldi. 4 kardeş varsa miras yoluyla 2,5 dönüme düşüyor. Sonra onların çocuklarıyla da 300-500 metrekarelik arsa haline geliyor. Avrupa böyle yapmıyor. Şirket gibi yönetiyorlar. Tarımla meşgul olan bir ailenin vefat sonrası 1000 dönüm arazisi varsa 10 tane de çocuk olsa orada tarım şirketleri var. O şirketin hissedarları oluyorlar. Ben de bir anonim şirket kurdum. Çocuklarım benden sonra tarlaları bölemeyecekler. Şirketin mülkü olacak o. Şirketin hissedarı olacaklar. Tarlayı işleyecek kişiler kendine müdür maaşı vs. alır işlemeyen kişilere karşı avantajlı olur. Bu şekilde benden sonra tarlanın küçülme riskini ortadan kaldırdım. Bunu Avrupa yıllardır yapıyor. Bizim ülkede de böyle olması lazım.

Hiçbir şekilde bölünme olmaması lazım. Mirasçılardan biri hissesini satmak istese bir diğeri, bir başkası alıyor. Böyle olunca yüksek teknoloji kullanabiliyorsunuz. Amatörce, geleneksel tarımda üretebileceğinizin binlerce mislini üretebiliyorsunuz. Katma değer yaratabiliyorsunuz. Ölçek ekonomisinden kastım bu. Türk tarımının gelişmemesinin önündeki en büyük engellerden birisi de bu. Bir de çiftçimizin girdi maliyetleri var. Zaten ölçek ekonomisinde uygun bir üretim yapamıyorlar, yüksek teknoloji kullanamıyorlar. Bunların üstüne bir de gübre ve yakıt maliyetleri var. Bu kadar önemli bir konuda devletimizin bakış açısına bakın.  Bir çiftçi traktörüne mazot aldığında siz aracınıza mazotu 5 TL’den alıyorsanız, milyon dolarlık lüks yatınızla denizde keyif yapmak istiyorsanız 1 TL’ye alıyorsunuz. Durumu iyi olan, mali gücü yüksek olan insana gezmesi, eğlenmesi için devlet böyle bir indirim ve destekte bulunuyor ama öbür tarafta ülkemiz, dünyamız için çok önemli olan tarım gibi bir sektörde bundan kaçınıyor. İnanın insanların yatlarına verdiği desteği kesse, o insanların keyif için harcayak mali güçleri var. O tekneyi aldıysa yakıtını da karşılayacağını düşünüyorum. Yoksa da almayacak. Köylüye 1 TL’den verse bile artar. Başka kaynak yaratmaya gerek yok. Desteğin yerini değiştireceksin sadece. Gübre mesela. Maalesef çok ithal gübremiz var. Köylü gübreye de çok para harcıyor. Döviz kurlarının artışı vb. nedenlerden dolayı paranın değersizleşmesinden dolayı her yıl %100 artış oluyor fakat bu, ürüne yansımıyor. Bu saydığım 2-3 sebebi ortadan kaldırabilirsek tarımda inanın Anadolu toprakları çok verimli topraklar. Pek çok ülkenin hayal bile etmediği topraklar. Vahşi  sulama derdimiz var. Mesela Konya Ovası’nda obruklar oluşuyor artık. Yıllarca yeraltı sularını bilinçsizce çekerek, tüketerek çökmelere neden oluyor. İsrail’den örnek vereceğim maalesef. Çölde meyve yetiştiriyorlar. Damlamayla yapıyorlar. Bizde yavaş yavaş. Sanayiden sonra tarıma neden geçiş yaptığımı açıklayayım. Sanayide artık 30 yıl oldu. Yorucu bir sektör. Çocuklarım yetişti. Firmalar kurumsallaştı. Artık profesyonel kadrolar yönetiyor. Aile bireylerim olmasına rağmen onlar daha alt kadrolarda çalışıyorlar. O konuda olaya tam bir profesyonellikle bakıyoruz. O nedenle benim mesai ihtiyacım da yavaş yavaş ortadan kalktı. Ben olmadığımda şirketin yaşamasına hazırlık olsun diye bu kurumsallaşmayı yıllar önceden başlatmıştım. Bana orada ihtiyaç azaldı. Biz iş insanıyız. İlkokuldan itibaren aile bütçesine katkı vermek için ineklerimizi otlatırdık merada. Çocukluktan beri sürekli çalışan birisinin kendini enerjik, genç hissediyorken iş yapmaması söz konusu değil. Çünkü canımız sıkılıyor. O nedenle hazır köyüm de var. Bursa’ya 20-25 dakika mesafede. Atadan kalan topraklara biraz ilaveler de yaptım. Orada ilk işim ağaçları sökmek oldu. Zeytin, siyah incir, armut vardı. Karmakarışıktı, bir profesyonellik yoktu. Su yoktu. Olursa oluyordu olmazsa olmuyordu. Allah’a kalmıştı işimiz. Ben önce tarlayı temizledim. Bir yıl dinlendirdim ondan sonraki yıl da yarım bodur 2000 ağaç Santa Maria armudu ektim. Onun dışında kendi aldığım Chandler Cevizi diktim. Bizim ülkemizdeki cevizler geleneksel cevizlerdir. Çınar ağacı gibi olurlar ama verim olmaz. Armutların 7. yılı. Bu yıl hasatta 60 ton beklentim var. Cevizden de 5 ton çıkar. Ben çok modern bir bahçe yaptım. Sondaj yaptım, damlama kurdum.  Her şey otomatik.  Buraya piknik yapmaya geldiğimde de düğmeye basıyorum, sulamayı gerçekleştiriyorum. Bu örnek oldu. Benden önce az sayıda kişide damlama vardı. Ben bunu daha da modernleştirdim.

Türkiye’de planlı bir tarım politikasının olmadığını görüyoruz. Arz-talep kısmında baktığımızda ürün fazlası veren yerlerde üretici zarar ediyor. Çünkü talep olayı sıklıkla olmuyor. Tarımda üreticiyle tüketici arasındaki uçurumun giderilmesi için nasıl bir planlama yapılması gerekiyor? Üreticinin ürettiği tarladan 3 liraya giderken pazarda 10 liraya kadar yükseliyor. Aradaki orantısızlığın nedeni nedir?

Ülkemizde birçok şeyde plan yok. Tarım sektöründe de planlama yok. 2-3 yılda bir tekrar eden patates, soğandan örnek verebiliriz. Bir dönem patates, soğan çok oluyor. Çürüyor, gübre oluyor veya hayvanlara yem olarak veriliyor. Hatta yöneticiler depoları basıyor stok yapılıyor diye. Bir sonraki yıl kimse yüzüne bakmıyor. Bu, plansızlıkla alakalı bir şey. Planlama nasıl yapılır? Topraklarımızda ne yetiştiği belli. Ülkenin ihtiyacı belli. İhracat hedefini de öngörürsünüz ve o kadar dönüm ürünün ekilmesini sağlarsınız. Hatta teşvik de verirsiniz. Alım garantisi verirsiniz. Bunun çok yöntemi var. Daha fazlasına da izin vermezsiniz. Bizim ülkemizde tarımla ilgili tek planlama tütünde ve pancarda yapılıyor. Bunun sebebi de uluslarası tröstlerin dayatmasıdır. Şeker fabrikalarını zaten biliyorsunuz. Şeker pancarı ekimini de sınırladılar. Bizim pancarımız sadece şeker için kullanılmıyordu. Hayvanlara yem olarak da kullanılıyordu. Bunlar maalesef engelleniyor. Genelde tüm ürünler için üreticinin faydasına olacak planlaması olması mümkün. İkinci soru da tamamen kooperatifçilikle ilgili.

Bugün Marmarabirlik olmasa Marmara Bölgesi’ndeki zeytin fiyatları tamamen tüccarın inisiyatifine kalacak. Birlik bir taban alım fiyatı koyduğu için bunu yapamıyorlar. Bu, çayda oldu yıllarca. Ağaköy bölgemizde kooperatif var. Oradaki üreticiler güven içinde. Bu örnekler çok az. Maalesef yine üretici aracıların, tüccarların insafına bırakılmış. Domates pazarda 10 lira köyde 1-2 lira. Bunun nakliye ve ambalaj maliyeti var üzerine giren. Köyden alan kişinin komisyonu var. Halin komisyonu var. Pazarcının, marketçinin komisyonu var. Üreticiyle tüketiyici direkt buluşturacak kanallar oluşturamazsınız birkaç el değiştiren üründen ne üretici ne tüketici memnun olur. Aracılar para kazanırlar.

Bizim gibi ülkelerde kooperatifçiliğe farklı bir mantıkla bakılıyor. Kooperatifçilik gerçek anlamda uygulansa üreticiyle tüketici arasındaki uçurumu kaldırır mı?

Zeytin kooperatifleri çok güzel bir örnek. 8-10 zeytin kooperatifi bir araya gelip birlik oluşturuyorlar. Bizim köyde siyah incir, armut, şeftali var ağırlıklı. Kooperatif olsa özellikle siyah incir ülke için önemli bir döviz kaynağı. Bizim köyümüzde yılda 1500 ton siyah incir çıkıyor. Fakat 2-3 tane ihracatçı firma ürünün en bol olduğu 15-20 günlük dönemde mal alımını durduruyorlar veya yavaşlatıyorlar. Bunu bilinçli yapıyorlar. İnciri her gün toplaman lazım. İnciri bugün kopartmazsan ertesi gün iç piyasaya gider. Alımı yavaşlattıklarında bu sefer üründe yığılma oluyor. Üretici de ürününü satamayacağını düşündüğü için fiyat indirimlerini kabul ediyor. Sezonun başında göreceğiz. 40 liradan 50 liradan açılan siyah incir fiyatı sezon ortasında 15 liraya geçmeyecektir. İhracata uygun olmayanlar da iç piyasaya düşecektir. Burada bir kooperatif olsa, ilk günden son güne kadar bir fiyatla anlaşsalar alıcılarla insanlar zorluk çekmezler.

Bursa ölçeğinde siyah incir marka durumuna getirilse, zeytin kooperatifi gibi birlik oluşsa bu durum köylünün yararına olmaz mı?

Şüphesiz yararına olur. Bu girişimler birkaç kez oldu. Ya tüccarların engellemesiyle durdu ya da veya bu tür yapılara siyaset alet edilerek durdu. Buna ön ayak olan, kooperatifleşmeye başlayan kişi X partisinin üyesiyse tamamen o siyasal partinin işiymiş gibi bakılıyor olaya. Toplumun dinamiklerine baktığımızda örgütlemenin en zor olduğu kesim çiftçi kesimi. Zor oluyor bu işler. Çiftçiler maalesef daha örgütsüz konumda. Yapı biraz daha feodal çünkü.