Ana sayfa Güncel DR. FİGEN DEMİR KARDEŞ: TÜM SAĞLIK ŞEHİTLERİMİZ İÇİN…

DR. FİGEN DEMİR KARDEŞ: TÜM SAĞLIK ŞEHİTLERİMİZ İÇİN…

Bir asker teröristlerle çatışırken, bir polis suçluyu kovalarken ölürse ‘şehit’ mertebesine erişir, bu konu tartışmasız doğrudur, olmalıdır. Bizim için görevi başında can verenlerin çocuğu, ‘şehit çocuğu’ olarak emanetimizdir, bu kişilerin ailesine devlet sahip çıkmalı, her türlü ihtiyacında şehit ailesine devlet, gerekeni yapmalıdır.

Peki ‘COVID 19’ gibi, en azılı düşmandan korkunç, güçlü bir belayla aylardır savaşan ve savaşacak olan doktorlar, hemşireler, sağlık personelleri; nerden ve nasıl geleceği belirsiz, elinde kesin etkili olduğu bilinen silahları bile mevcut değilken, gece gündüz verdikleri savaşta, virüs kapıp ölünce ‘şehit’ sayılmazlar mı?? Bu insanlar neler yaptı, duymak ister misiniz?:

-Sizin virüs kapan annenize nefes oldu, onu entube edip siz gece evinizde karantinadayken, onun başında sabahladı, kendi evine bile gidemeyip çocuğunun telefonda sesini duyup otelde kaldı, günlerce, aylarca… Anneniz taburcu oldu, inanın en az sizin kadar sevindi, birlikte verdiği mücadeleyi kazanmanın keyfini, bir annenin çocuğuyla gururlanması gibi gururlanarak yaşadı.

-Sizin kurallara uymayarak çarşıda pazarda AVM’ de dolaşıp kaptığınız virüsü aile hekiminiz size tedavi vererek yok etti. Siz hastalığı evde veya ayakta geçirdiniz ama her gün muhatap olduğu virüs miktarı sizden kat kat çok olan aile hekimi, sizin kadar şanslı olup, hastalığı ayakta geçiremedi hatta yoğun bakımda da yenemedi, virüs işgaliyle ne yazık ki can verdi.

-Sizin haberleri izleyerek bile psikolojinizin bozulduğu günlerde; sağlık çalışanları o haberlerin her an içindeydi. Tabi ki göreviydi, çalışacaktı hem de en ön safta, ama gerekli koruyucu donanımı olamadan, birkaç saatte değiştirilmesi gereken maskesi ‘numunelik’, eline tek tek verilen ortamlarda; malzemeyi kendi parasıyla temin edebileceği yollar da elinden alınarak, korumasız çalıştı. Hastalığı, ameliyat ettiği hastasından kapan bir cerrahın ölmeden önceki son mesajı ne yazık ki sadece bizim yüreklerimize kazındı: “Hâlâ koruyucu giysimiz yok. Evde çocuğumuza sarılmaya korkuyoruz. Hastalar dezenfektan, eldiven, maskeleri kutuyla çaldı, bizi kim koruyacak?”. Evet, lütfen duyun ki varsa vicdanınız, varsa biraz yüreğiniz, bazı gerçekleri lütfen görün artık diye yazıyorum.

-Mücadelenin başında birkaç gün balkona çıkıp bizleri alkışladınız ya, sağolun, vârolun. Ama ‘biz alkışla değil maskeyle vâroluyoruz diyen hekimler’ susturuldu, öyle ya, koosskoooca Türkiye, her türlü donanıma sahipti, uçaklar kalktı, bizden çok daha kötü durumdaki!! İngiltere’ye, Amerika’ya bile ulaştık alimâllah, bu kez alkışlar tabi ki bu ‘güçlü, yıkılmaz, tüm dünya ülkelerinin kıskandığı’!?! ülkemizin,  devlet erkânına geldi.

– Size hani ‘pandemide savaşan hekim ve personelin maaşı kat kat artacak, döneri de tavandan olacak’ denip; ‘doktorlar bu dönemde çok çalıştı, çok da başarılı oldular’ düşüncesi; bir anda ‘çalışıyosa dünya maaş aldı, nolcak canım, çocuğuna sarılamıyosa bu dönemde kazandığı paraya sarılsın’ düşüncesine döndürüldü ya, bu algı yönetimi bizi hayata bağlayan tek şey olan manevi hazzı, minneti, saygıyı da elimizden aldı. Ve emin olun; değil kat kat maaş, çoğumuz kriz nedeniyle maaşımızı bile alamadık. Bu dönemde ‘sağlıkta şiddet yasası çıktı, şiddet uygulayana erteleme olmadan hapis cezası verilecekti’ ya; bundan da biraz bahsedeyim, yasadan sonra yoğun bakımda şiddete uğrayan bir kadın hekime fırlatılan oksijen tüpü kafasına isabet etmediği için şiddeti uygulayan kişi ceza almadı, kafasına gelip arkadaşımız bi beyin kanaması geçirse, ölse filan tamam da, bu şiddet sayılmazdı ki?!? Sözlü ve manevi şiddetten bahsetmiyorum bile, öyle ya, bir valimize göre sağlıkçılar bu dönemde kendilerini koruyamayarak devlete ‘yük’ olmuşlardı!

– Siz evde oturarak çok sıkıldınız ya; inanın bizim sıkılacak vaktimiz olmadı. 65 yaş üstünü aylarca eve kapayıp; aynı eve girip çıkıp, çalışan oğlu, kızı, geliniyle akşam aynı havayı solutarak bir garip karantina uygulanan; sokağa çıkması yasak olan çocuklara kreşleri açan, bayramda sokağa çıkma yasağı koyduğu insanlara yolu köprüyü bedava yaptığı müjdesini veren, park ve bahçeleri yasaklayıp AVM’leri açıp hiç de normal olmayarak verilen bir mücadelenin, ‘normalleşme’ beklenen ülkesinde çalışmak sıkıcı olur mu hiç?! Virüsten çok cehaletle savaşmak ayrı bir macera oldu hepimiz için.

– Biz yanlış sonuç verme ihtimâli yüksek bir test sonucuna göre değil, hastanın tomografisi, semptomlarına göre Corona tedavisi verdik. %100 emindik COVİD 19 olduğundan, tedaviden yarar görüp taburcu ettik hastaları veya hastayı kaybettik ama ‘test sonucu negatif geldiği için’ sisteme ‘COVİD 19 kaynaklı ölüm’ olarak giremedik… Hatta bu durumdaki pek çok hekim, sağlık çalışanı Coronayla mücadele ederken ölmüş olmadı, ‘şehitlik mertebesi vicdana, gerçeklere göre değil’, yanlış sonuç verme ihtimalli bir teste göre verildi.

-Sizin virüs kapan evladınızı iyileştirmeye çalışırken gencecik yaşta ölen bir hekimin son isteği neydi biliyor musunuz?: ‘Kızlarım çok küçük, onlara sahip çıkın.’ Onlarca çocuk, yıllardır insanları iyileştiren anne-babasının neden iyileştirilemediğinin isyanıyla, salgında yetim kaldı.

  Ülkemizde her gün poliklinikte 100, acilde 300 hasta bakıp, onlarca ameliyat yapıp, 36 saat aralıksız çalışma şekline öyle alışıktı ki hekimlerimiz, bu dönemde de aynı tempoya devam etti. Avrupa ve Amerika’nın günde 8 saat gibi insânî koşullarda çalışan doktorlarıyla birlikte, sağlık sistemleri de çöktü. Kim ne derse, ne düşünürse düşünsün, her ortam ve koşulda hastayı iyileştirme fedakârlığı ve başarısını gösteren, özveriyle çalışan Türk doktorları, bu pandemide ülkemizin ‘en büyük şansı’ olmuştur.

  Şimdi lütfen şunu bilin Türkiye’de Corona ile mücadelede enfeksiyon kapıp ölen ‘doktor sayısı 23, hemşire ve diğer sağlık personeli 19’ olmak üzere kayıtlara geçen ölüm sayısı toplam 42 kişidir. Kaçını akşam haber bülteninde duydunuz, kaçını gazetelerde okudunuz ‘bugün bir sağlık şehidimiz daha oldu’ diye? Tüm bunları düşünerek lütfen bu 42 insanın ‘şehit’ olup olmadığına siz karar verin. Doktorundan temizlik personeline, zorlu bir savaşta insanlığa hizmet ederken duran bu kalpler için biz hâlâ, ‘şehit ailesi yardım ve imkânlarından yararlandırsak mı, düşünüyorsak’ insanlığımız ölmüş demektir. Bugün Dilek hemşirenin vefat haberi verilirken cümlenin başındaki ‘hastalığa, izinli olduğu günlerde yakalanan hemşire’ ayrıntısı verilmesinin nedenini heralde şimdi daha iyi anlamışsınızdır.

KAYNAK: GÜVENHABER.COM