Ana sayfa Güncel DEPREMLERİN AFET OLARAK YAŞANMASI, ÜLKEMİZİN VE HALKIMIZIN YAZGISI OLMAMALIDIR

DEPREMLERİN AFET OLARAK YAŞANMASI, ÜLKEMİZİN VE HALKIMIZIN YAZGISI OLMAMALIDIR

 TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu, 12 Kasım 1999 Düzce Depremi’nin 22. yıl dönümüne ilişkin Orhangazi Parkı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Engin Er yapıldı. Er tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Merkez üssü Düzce ili olan, 12 Kasım1999Cuma günü saat 18.57’de aletsel büyüklüğü 7.2 olarak ölçülen depremin 22. senesindeyiz. 30 saniye süreyle etkili olan deprem, pek çok ilimizde hissedildi. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi‘nin açıklamasına göre, ölü sayısı 845yaralı sayısı 4948. Depremde hasar gören ve derhal yıkılması gereken bina sayısı 3395, yıkık ya da ağır hasarlı ev sayısı 12.939, iş yeri sayısı ise 2.450’dir. En fazla can kaybı ve yapısal hasar, deprem kırığı üzerinde bulunan yerleşimler ile Düzce kentinde meydana gelmiştir. Gölyaka – Kaynaşlı hattındaki yapı hasarlarının çoğunluğu, deprem fayının parçalaması sonucunda, Düzce kentindeki hasar ise zayıf zemin özelliklerine bağlı olarak gerçekleşmiştir. Depremde toplam konutların yüzde 81’nin ve işyerlerinin de yüzde 87’sinin hasar görmesiyle Düzce il merkezinin büyük bir kesimi yıkılmıştır.

Düzce depreminden kısa bir süre önce, aynı yılın 17 Ağustos’unda Marmara Bölgesinde meydana gelen depremin yarattığı travma henüz geçmemiş, yaralar sarılmamış, enkazlar kaldırılmamışken meydana gelen 12 Kasım depremi toplumsal travmanın iyice belirginleşmesine neden olup, geleceğe dönük kaygılar, umutsuzluk ve çaresizlik ülkeyi adeta esir almıştı.

Bu depremden sonra da birçok deprem olmuş ve bu depremlerde de çok sayıda insanımız hayatını kaybetmiştir. 2011 Van depremi, 26.Eylül.2019’da İstanbul Silivri açıklarında 5,7 büyüklüğünde olan deprem ve 2020 yılında İzmir’de büyük yıkıma sebep olan tsunami oluşturan depremler gibi. Bu depremler bizlere şu anda deprem konusunda hazırlıksız olduğumuzu ve hazırlanma çalışmalarının bile henüz uygulamaya konulmadığını göstermiştir.

Özellikle 26.Eylül’de Silivri açıklarında meydana gelen depremde bile onlarca okul hasar görmüş ve eğitime ara verilmiş, bazı okullar ise tamamen boşaltılmıştır. Burada en ilginç olanı ise hasar gören birçok okulun 1999 depreminden sonra yapılmış yani demir ve beton standarttı yüksek ve yapı denetim kontrolünde yapılan binalar olmasıdır. Uygun yapılmayan denetimler sonucu böyle orta büyüklükte bir depremde bile binalar güvensiz hale gelmiştir.

01.01.2019 yılında yürürlüğe giren Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de maalesef problemleri bitirmemiş aksine uygulamada şehirden şehire hatta ilçeden ilçeye farklı uygulamaların yapılmasına zemin hazırlamıştır. Jeoloji ve Jeofizik mühendisleri odalarının hiç dikkate alınmadığı, ben yaptım oldu mantığıyla hazırlanan bu yönetmelik bazı noktalarda aşırı abartıya kaçmakta bazı noktalarda da eksik kalmaktadır. Bu yeni yönetmelik acilen revizyona ihtiyaç duymaktadır.

Bu ülkenin imar yasası, afet yasası, yapı denetim yasası ve bunların ilgili ikincil mevzuatları sorunludur.

Bursa özelinde 1/100.000 lik planlar acilen gözden geçirilmelidir.

Mevcut sistem doğa olaylarının afete dönüşmesini engellemekten uzaktır.

Akademik odaların hem yönetmelikler hazırlanırken hem de kontrol aşamasında mutlaka devrede olması gerekir. Binlerce mühendisi içinde barındıran, yılların bilgi birikimine sahip olan, kamu kurumu niteliğindeki odaların devre dışı bırakılmasının izahı mümkün değildir.

5,7 büyüklüğündeki 26.Eylül’de meydana gelen depremde telefonların kilitlenmesi çok önemli bir uyarı olarak ele alınmalı, konunun üzerine hassasiyetle gidilmeli ve çözüm üretilmelidir.

Daha 3 gün önce Malatya’da yaşanan 2 katlı bir binanın yıkılması sonucunda bütün imkanlar kullanıldığı halde saatlerce enkaz altında canlı aranmıştır. Bölgemizde olabilecek, daha önceki büyük depremler gibi bir depremde yüzlerce, binlerce binanın yıkılabileceğini düşündüğümüzde yaşanabilecek olumsuzlukları hayal bile etmek istemiyoruz.

Bütün bunlar göz önüne alındığında;

  • Düşük standartlarda sağlıksız ve yasa dışı yapılaşmanın, ranta dayalı hızlı ve düşük nitelikli kentleşmenin önüne geçilmeli, bilimsel normlara dayalı arazi kullanım ve yer seçimi kararlarının rantsal kaygılara yenik düşmesi engellenmelidir.
  • Bilim ve teknolojinin gerekleri yerine getirilmelidir.
  • Gerek kentsel, gerekse kırsal alanlarda yer seçimi, planlama ve yapılaşma karar süreçlerinde mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri etkin bir şekilde kullanılmalıdır.
  • Ülkemizdeki afet risk azatlımı ve yönetimi sisteminin kurulması ve işletilmesi için gerekli çalışmalar katılımcı ve çevreye duyarlılık temelinde sürdürülmelidir. Tüm yönetim düzeylerinde afet riskinin azaltılması anlayışı ve yönetimi yaygınlaştırılmalı; afet risklerine karşı toplumun her kesiminde bilinç düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmelidir.
  • Ülkemizde sadece deprem için değil heyelan, çığ düşmesi, su baskını vb. olaylara yönelik tehlike ve risk haritası üretimi hızlandırılmalı; bu haritaların üretimi konusunda ilgili kurumlar ve üniversiteler teşvik edilmeli, ülke insanının kullanımına ücretsiz sunulmalıdır.
  • Belediyeler tarafından gelir kaynağı haline dönüştürülen yapı ruhsat harçları, amacına uygun olarak sağlıklı ve afet/depremlere karşı dirençli yapıların yapılmasını sağlayacak, etüt ve projelerin yerinde denetimini etkin şekilde yerine getirecek personel ve kurumsal altyapının geliştirilmesi amacıyla kullanılmalıdır.

Sonuç olarak, deprem/afetler karşısında risk havuzu haline gelen yaşam alanlarımızın, afetlere karşı korunması, ülkemiz insanının can ve mal güvenliğinin sağlanması için gerekli çalışmalara acilen başlanılması gerektiğini belirtiyor ve hayata geçirmelerini bekliyoruz.

Depremlerin afet olarak yaşanması, ülkemizin ve halkımızın yazgısı olmamalıdır.”