Ana sayfa Bursa CORONA SONRASI DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

CORONA SONRASI DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

2019 yılının sonlarında dünya bir kabusa merhaba dedi. Bu kabusun adı mutasyona uğrayan Corona Virüsü’ nün mutosyana uğramış hali olan Covid-19 du.

Corona Çin’nin sanayi ve ticaret merkezi olan Wuhan kentinde kendini gösterdiğinde bir çok teori ortaya atıldı. Bunlardan ilki, ABD ‘nin Çin ekonomisini batırmak için biyolojik bir savaş çıkardığı yönünde oldu. Ancak yaşanan süreç ve gelinen nokta bu komplo teorisini boşa çıkardı. An itibari ile Çin’de Corona salgını durduruldu.

Corona salgını ile birlikte ekonomi üzerine geleceğe yönelik teoriler kurulmaya başladı. Bir çok yerde olduğu gibi, Türkiye’de de bu durum fırsat olarak algılandı. Her zaman olduğu gibi, dereyi görmeden paçaları sıvadık.

Neden?

Corona virüsü’nün oluşmasına iki sebep gösterildi. Birincisi yukarıda bahsedilen ABD ‘nin biyolojik saldırısıydı. İkinci neden ise Çinliler ‘in yiyecek içecek kültürü gösterildi. Virüsün sorumlusu olarak yarasa, yolan, fare gibi bir çoğumuzun bırakın tüketmeyi görmeye bile tahammül edemeyeceği hayvanlar görüldü. Sonunda bu teori de boş çıktı.

Asıl sebep ise Corona Virisü ‘nün geçirdiği mutasyondu. Bu sonuç ekonomi üzerinden kurulan hayallerin sonu oldu. Zira, ilk başlarda geçerli kabul edilen iki teoriden dolayı, salgının Çin ile sınırlı kalacağı zannediliyordu.

Salgın Çin ile sınırlı olsaydı…

Br çok ülke Corona salgınının Çin ile sınırlı kalacağını düşünerek erkenden pozisyon almaya çalıştı. Bu ülkelerin başında ise Türkiye geliyordu. Salgının başlaması ile tekleyen Çin ekonomisi ve sanayisi sayesinde bir miktar sipariş Türkiye’ye kaydı. Maalesef Türk sanayicisi bunun sürdürülebilir olacağı zannına kapıldı. Tesisler tam kapasite çalışacak ve hatta yeni yatırımlara ihtiyaç duyulacaktı. Hayaller muhteşemdi. Ancak öyle olmadı.

Corona’nın Çin dışına yolculuğu.

Virüs öncelikle Çin’e komşu topraklara sıçradı. Virüs yerinde dursa bile taşıyıcılar mobil haldeydi. Çin ekonomisi gereği oldukça fazla yabancının bulunduğu coğrafya. Özellikle de Wuhan eyaleti. Corona korkusu ile alel acele Çin’i terk eden yabancılar virüsün Çin dışında hızla yayılmasına sebep oldular. Sanıyorum, Çin hükümeti, ekonomik geleceği görerek Çin’den ayrılan hiçbir yabancıya kısıtlama getirmedi. Başka bir deyişle virüsün dünyaya yayılmaması konusunda her hangi bir girişimde bulunmadı.

Virüsün Avrupa ve Türkiye’ye ulaşması.

Çin’de bulunan yabancıların ülkeyi ter emesi ile birlikte büyük ve kapsamlı bir yolculuğa çıkan Corona nihayetinde Avrupa ve Türkiye’ye ulaştı. Salgının ciddiyetine varamayan bu ülkeler (buna Türkiye’de dahil) yurt dışından gelen vatandaşlarına ateş ölçmekten başka bir sağlık prosedürü uygulamadı. Tipik Akdeniz vurdumduymazlığı yaşayan İtalya bunun bedelini çok acı ödemeye başladı. Sırayla diğer Avrupa ülkeleri de bu bu bedeli ağır bir şekilde ödemeye başladılar.

Hayaller suya düştü.

Corona virüsünün Avrupa’ya yayılması ve ülkemizde de vakaların açıklanmaya başlaması ile kurduğumuz hayaller birer birer suya düşmeye başladı.

Sadece Çin ile sınırlı kalacağı varsayılan salgın ile birlikte, Çin’nin üretimi Türkiye’ye kayacaktı olmadı. Salgın korkusu ile Avrupalı turistler genel olarak Türkiye’yi tercih edecek, kıta dışına çıkmayacaktı.

Ancak, virüsün Avrupa ve Türkiye’ye bu denli sirayet etmediği ve bu riskin konuşulmadığı dönemde bile Avrupalı bu sene tatile çıkmayacağını gösterdi. Bundan dolayı çok hızlı bir şekilde tatil rezervasyonu iptalleri başladı.

Salgının krize dönüşmesi ile birlikte, ülkeler dış dünya ile irtibatlarını keserken, gümrük ve sınırlar birer birer kapandı. Bu nedenle özellikle de Avrupa’da insan hareketi ile birlikte mal sevkiyatları durdu. Ürünlerin hareket etmemesi ile birlikte üretimlerde de düşmeler başladı. Şu anda bunun etkisi hissedilmese de kısa vadede ekonomiler bu durmayı çok daha derinden hissedecekler.

Ülkeler arası seyahat ve mal sevkiyatı ilk önce kısıtlandı, son durumda ise tamamen yasaklandı. Taşıma sektörü krizin ilk darbesini yiyenlerden oldu. An itibariyle uluslararası ve bazı Avrupa ülkelerinde ülkelerde yurt içi taşımacılık yapan kurumları zor günler beklemekte.

Taşımacılığın olmadığı coğrafyalarda üretimden bahsetmek ise çok zor. Elbette kriz ortamından üretim anlamında etkilenmeyen sektörler de var. Gıda ve ilaç, kimya endüstrisi gibi. Ancak, evlerinde karantina altında tutulan ve bazı yerlerde sokağa çıkma yasağı uygulanan ülkelerde bu bile belli bir noktadan sonra durma noktasına gelecektir.

Gerçek büyük ekonomiler ortaya çıkacak.

Yaşanacak olan bu durgunluk sürecinde vatandaşlarının yaşam standartlarını düşürmeyen, vatandaş ve işletmelerine ekonomik olarak reel destek veren ülkeler gerçek anlamda üretim ekonomisine sahip reel büyüklüğe sahip ülkeler olacaktır.

Corona salgını bir gün bitecek.

Dünyanın gündemini meşgul eden bir çok yöneticiyi panik seviyesinde tutan salgın elbette sonlanacak. Salgın anı ve sonrasında yaşananlar dünya ve dolayısı ile Türkiye ekonomisinin pozisyonunu belirleyecek. Bu esnada devletin, ilgili kurum ve kuruluşların atacağı adımlar, alacağı kararlar konumumuzu ve geleceğimizi belirleyecek.

Türkiye, Avrupa’nın geldiği pozisyonun bir adım arkasında ve açıklamalara göre o eşiği aşmak üzereyiz. Türkiye’nin bir adım gerisinde kalmasında önemli etkenler Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın hükümetin becerilerini üzerinde bir beceri ve gayret göstermesi. Bu beceriye destek olan unsurlar ise, Türk insanının genel kişisel hijyen uygulamaları. Ancak bizi bekleyen iki önemli tehlike var.

Salgının ülkemize geç gelmesi ile yaşanan aşırı özgüven ve bazı insanların bize bir şey olmaz mantığı ile olaya yaklaşması. Kamu yöneticilerinin en çok sıkıntılı olduğu durum bu olsa gerek.

Corona salgınını ilk atlatan ülke görüntü itibariyle çıkış noktası olan Çin. İlk bakışta çok radikal gibi görülen ve eleştirilen tedbirlerin daha radikalleri şlu an Avrupa ülkeleri tarafından alınıyor. Çin bu salgını ne kadar atlatırsa atlatsın uzunca bir dönem virüs korkusu ile baş başa yaşayacak. Bu nedenle kısa/uzu vadede Çin’nin eski üretim kapasitesine dönmesi mümkün gözükmüyor.

Çin’den doğan bir boşluk olacağı muhakkak. Bütün mesele bu boşluğu hangi ekonomi dolduracak? Bu soruya cevap vermeden önce Avrupa’da gittikçe yaygınlaşan “KARANLIK FABRİKA” gerçeğini görmemiz gerekiyor. Özellikle emek yoğun işler Avrupa tarafından ucuz işçilik nedeni ile Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinde yaptırılıyordu. Karanlık fabrikalar ile işçilik maliyetlerinin olabilecek en düşük seviyeye inmesi, hata oranlarının sıfır noktasında olması nedeni ile bazı üretimler Avrupa’ya dönmüştü Corona salgını sonrası bu dönüş daha da hızlanacaktır.

Bu durumda uzuz işçilikten dolayı Çin pazarından Türkiye’ye dönüş sanılan kadar çok olmayacaktır. Keza halihazırsa üretim kapasitesi olarak Çin’nin yerini doldurmamız da çok mümkün değil.

Uzakdoğu ve özellikle Çin son dönemlerde ucuz işçilik kadar, yüksek teknolojili üretim konusunda da önemli mesafeler kat etti ve dünya piyasalarını yönlendirir hale geldi. Türkiye ekonomisinin odaklanacağı nokta burasıdır. Kısa vadede yapılacak olan ise, Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinin yüksek teknoloji ürünlerinin Türkiye’de üretilmesi için zemin hazırlamak, ortaklıklar kurmak olmalıdır. Salgının sonu bunun için en uygun zaman ve zemine sahip olacaktır. Bunun için ise derhal temaslar başlamalıdır. Türkiye bunu sağlayabilirse, uzun vadede kendi teknolojisini de üreten bir üretim merkezi haline gelebilir.

Salgın riskinin tamamen bitmesi ile Avrupa normale dönmeye başlayacaktır. Uzunca bir süre ev, şehir ve ülke hapsinde bulunan Avrupalı’nın normalleşmesi için tatile ihtiyacı olacak. Bu durumda en şanslı ülkelerden biri Türkiye olacaktır.

Türkiye’nin diğer bir şansı ise gıda konusunda olacaktır. Yaşanan salgın sonrası Avrupalı gıdasına daha dikkat edecek, daha güvenilir gıdalar isteyecektir.

Bütün bunlar kriz sonrası oluşacak ekonomik fırsatlardır. Bunlar kulağa hoş geliyor. Ancak Türkiye kriz sonrasına ne derece hazır olacak?

Gelişmiş ekonomilerini salgın anında aldıkları ekonomik tedbir kararları ortada. Alınan tüm kararlar ülke ekonomilerini kriz sonunda ayakta durur halde tutmak. Bunu yapabilecek güçleri olduğu için bu kararları alıp, ekonomiyi sübvanse ediyorlar. Maalesef ki Türkiye’nin ekonomik gücü bu sübvansiyonları kaldırabilecek durumda değil. Bu durumda yapılması gereken mümkün olduğunca ekonomiyi ve insanları rölantide tutmak.

Burada sorumluluk devletin olduğu kadar ekonominin içinde olan ve yöneten kurum ve kuruluşlara, iş insanlarına düşüyor. Salgın neticesinde yaşanacak ekonomik darboğaz, üretimsizlik, işsizlik gibi kavramlar çok dikkatli incelenmeli ve siyasi iktidara yön vermelidir. İşletme sahiplerini meseleye sadece kendi perspektiflerinden bakmaları, salgının sosyal bir krize dönüştürür ki, bunun altında ne firmalar ne devlet kalkabilir.

Akıllıca yürütülecek bir kriz ve sonrası politika ile Türkiye ekonomik ve sosyal anlamda pozitif bir sıçrama şansına sahiptir. Aksi bir durumda ise Türkiye’nin yaşadığı negatif sıçrama ülkeyi daha derin bataklığa doğru sürükleyebilir.

Türkiye’nin Corona salgını krizinden ne yöne doğru evrileceği hükümetin ve iş dünyasının alacağı kararlara bağlı. Seçim sizin.