Ana sayfa Bursa CHP NİLÜFER İLÇE BAŞKANI FIRAT YILMAZ’LA SÖYLEŞİ: -I- BURSA’DAKİ RAKAMLARIN DA KORKUNÇ...

CHP NİLÜFER İLÇE BAŞKANI FIRAT YILMAZ’LA SÖYLEŞİ: -I- BURSA’DAKİ RAKAMLARIN DA KORKUNÇ OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ

CHP Nilüfer İlçe Başkanı Fırat Yılmaz’la pandemi sürecinin ikinci aşamasına ilişkin yaşanan  gelişmeleri, bu süreç de yerel ve genel siyasetin seyri üzerine  kahve tadında bir söyleşi yaptım. Söyleşimizin uzun olması nedeni ile iki bölüm halinde okurlarımıza sunacağız.

Salgının ikinci dalgası sürecinde ortaya ilginç tablolar, veriler çıkıyor. Sağlık Bakanlığının ortaya koyduğu veriler, bir anda değişti. 3-5 bin vaka sayıları birden 30 binlerin üzerine çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’da salgında ölüm sayılarına ilişkin açıklamalarda bulunduktan sonra, türkuaz tabloda ölüm sayıları 70-80’lerden 200’ün üzerine çıktı. Sayın Başkan sizce 2. dalga iyi yönetilebiliyor mu?

Sürecin çok kötü yönetildiği hepimizin malumu, şimdi burada birinci etap, ikinci etap olarak ayrılabilir, ama fotoğrafa genel bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Geçtiğimiz yılda Aralık ayında Çin’in Wu’an eyaletinde başlayan salgın dünyaya hızla yayıldı.  Türkiye Aralık, Ocak, Şubat aylarını teyakkuz halinde geçirmedi. Bizimle konunun alakası yok gibi gözüküyordu, fakat Mart ayı ile birlikte Türkiye’de ilk vaka sayıları paylaşılmaya başlandı. Mart ayının 10-11’de tabir yerindeyse Türkiye teyakkuz haline geçti.  Sokağa çıkma yasakları bunun örneğidir, yine alınan çeşitli önlemler, sosyal mesafe maske temizlik konusunda ciddi uyarılar. Şöyle değerlendirebiliriz; Pandeminin birinci bölümünde kimse nasıl bir aksiyon alacağının çok farkında değildi. Kervan yolda giderken dizilir hadisesi var ya biraz onun gibi süreç geçti.

Ama ikinci dönemine baktığımızda durumun içler açısı olduğunu görüyoruz. Bizim önümüzde bir veri var, Mart ayından Eylül’e gelene kadar bir süreç yönetimi var. Burada alınması gereken önlemler, atılması gereken doğru adımlar konusunda bir öngörü ortaya konulabilirdi. Fakat ikinci dönem pandemi süreci birincisinden daha berbat bir şekilde yönetiliyor. Rakamların gizlendiğine üzülerek şahitlik ediyoruz. Rakamların gizlenmesi nasıl bir fayda sağlayacak? Topluma ne gibi fayda sağlayacak? Neden bu rakamlar gizleniyor? İşte baktığımızda Amerika, Fransa, İngiltere, Almanya ölüm ve vaka rakamlarını doğru bir şekilde açıklarken, kendi kamuoyundan olumsuz bir tepki mi alıyorlar? Küresel bir kriz ortamı yaşanıyor. Vakaların gizlenmesi sağlık alanında AKP’nin başarısını ortaya koymuyor. Aslında daha büyük bir felaketin varlığını ortaya koyuyor. O rakamlar doğru açıklanmış olsa, şeffaf bir şekilde açıklanmış olsa idi, emin olun toplum daha fazla acil önlemler alacak, durumun ciddiyetinin bilincine vararak,  üst düzeyde önlemler alarak, bulaş riskinin yayılımının önüne geçecektir. Bakın, turizm sektörüne bağlı olarak ekonomik anlamda da sıkıntılar yaşıyoruz.  Haziran Eylül ayları arasında turizm sektörünün önü açıldı. Herkes tatile gitti. Üst üste tatiller yapıldı. Gece kulüplerinde otellerde iç içe durumu üzülerek gördük, sanki salgın bitmiş gibi bir hava yaratıldı. Yaz aylarında yaşamış olduğumuz o korkunç sürecin bugün bedelini ödüyoruz. Az önce ifade ettiniz sorunuzu sorarken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu İstanbul Mezarlıklar Daire Başkanının vermiş olduğu rakamları paylaşmaya başladı. Bir iki gün ölüm rakamlarını paylaştığı zaman AKP iktidarının sağlık bakanlığı rakamları yükselterek verileri farklı pozisyonlarda aktarmaya başladılar. Yani 60- 70 aralığındaki ölüm rakamları birden 150-200 aralığına çıkmaya başladı. Bugün bakıyoruz 235 rakamları ile karşı karşıyız, bu rakamlarda yanlış ve sıkıntı.

İl başkanımız İsmet Karaca da çeşitli açıklamalar yapıyor. Vefat oranlarının 2018-2019-2020, Aralık 1 ve15 arasındaki vefat rakamlarını karşılaştırarak kamuoyunun dikkatine sunuyor. Bursa Büyükşehir Belediyesine bağlı, Mezarlıklar Şube Müdürlüğüne bağlı gasil hanenin önüne gidelim, mezarlıklara eş zamanlı olarak birer tane gözlemci bulunduralım, Bursa’daki rakamların da korkunç boyutta olduğunu görüyoruz. Burada bilmediğimiz için net bir rakam veremiyoruz.  Ama açıklanan rakamlar doğru rakamlar değil. İstanbul’da açıklanan rakamlarla sağlık bakanlığının açıkladığı rakamlar neredeyse kafa kafaya örtüşürken, tüm Türkiye genelinde açıklanan rakamların doğru olduğunu düşünmek, bence akla yatkın bir durum olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda da AKP’nin bu süreci çok kötü yönettiğini düşünüyorum, keza ikinci aşamayı da daha da kötü yönettiğini gayet açık şekilde görüyoruz.

İnsanlar tedirgin, insanlar korkuyorlar. Bir teyakkuz halindeyiz, bu işin siyaseti yok, bu işin CHP’si AKP’si MHP’si yok, insanlar ölüyorlar, hastanelerde yer yok, yoğun bakım servisleri ağzına kadar dolu, özel hastaneler bırakın sigortalı, özel sağlık sigortası olan yurttaşların kabulü, parası ile yatmak isteyen hastaları kabul edemiyorlar.  Çünkü yerleri yok, ağzına kadar dolu. Şehir Hastanesinde insanların koridorlardaki görüntüleri bizim elimize kadar ulaşıyor. Yine aynı şekilde Çekirge’deki devlet hastanesinde aynı şekilde görüntülerle içler acısı bir durum Bursa’daki tablo. Türkiye genelinde de benzer tablolar olduğunu görüyoruz.

Salgının birinci döneminde Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeydan Karalar bir sahra hastanesi kurduğunu açıkladı. Kendi imkânlarıyla oradaki uzman ekibin öngörüleri doğrultusunda bir çalışma yapılmıştı.  AKP’li siyasetçiler trolleri vasıtasıyla bu durumu eleştirdi, tiye aldılar, sosyal medyada dalga geçtiler. Geldiğimiz nokta oralara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.  Bir çözüm önerisi üretmek gerekiyor. Sadece AKP’nin ben yaptım oldu mantıklı siyaseti çözüme kavuşturamaz. Burada bilim kuruluna kulak vermiyorsun, burada Tabipler Birliğine kulak vermiyorsun, bilim insanlarını doktorları dinlemiyorsun, sadece kendilerinin ürettikleri sistematikle politikalar çözme şansınız yok, çünkü bu Türkiye’ye ait bir kriz değil küresel bir krizdir. Yanlış yönetiyorlar, ikinci pandemi dönemi facia boyutunda yönetiliyor. İşimiz Allah’a kaldı demekten başka bir seçenek görünmüyor bu anlayışla gidilirse. Hekim arkadaşlarımızla görüşüyoruz, Şehir Hastanesinde hekim arkadaşlarımız dostlarımız var, yaşananlar karşısında korkuyorlar, siyasete malzeme olmak istemiyorlar, işlerinde problem yaşamak istemiyorlar. Yinede kamuoyunun bilgilenmesi için bir takım bilgileri aktarıyorlar.

Salgın sürecinin birinci ve ikinci aşamasında bazı kısıtlamalar uygulandı, uygulanmaya da devam ediyor. Bu sürecin mağduru öncelikle sağlık çalışanları olmak üzere esnaf ve orta ölçekli hizmet sektörü. Sizce bu mağduriyetler yaşanırken iktidar tarafından mağduriyeti giderici ekonomik destek yeterli mi?

Ekonomik desteğin kesinlikle yeterli olduğunu düşünmüyorum. O sürecin de AKP iktidarı tarafından doğru yönetilmediği kanaatindeyim. Bugün baktığımızda restoran zincirlerine, kuaförlere, büfelere, kafelere baktığımızda 2 milyon kişiyi kapsıyor. Bu insanların gelecekleri belirsiz, yarınları belirsiz bu insanlar ne yapacaklar? Baktığınız zaman 2 milyon kişilik bir topluluktan söz ediliyor, çok önemli bir kitleyi teşkil ediyorlar. Ortada ciddi anlamda bir belirsizlik var. Yapılan desteklere baktığımızda yeterli olamadığı gün yüzüne çıkmıştır. En son Cumhurbaşkanının açıklamış olduğu 3 aylık 750 TL’lik kira desteğinin toplumda çok karşılık bulduğunu maalesef düşünmüyorum. Çünkü insanların ödemiş olduğu kira bedelleri çok yüksek, işletmelerin vergi yükleri var, çalışanlarına yapılan ödemlerin rakamları var. Bunların hepsini alt alta topladığımızda 750 TL’lik 3 aylık desteğin çok anlam ifade etmediği kanaatindeyiz.

 İnsanlar çok ciddi anlamda ekonomik problemlerle sıkıntı içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.  Baktığınızda basına yansıyan haberlerde gördüğümüz kadarıyla Türkiye’de dolar milyonerlerinin arttığı ifade ediliyor. Burada şunu görüyoruz, kriz ortamını fırsata çevirenlerin olduğuna maalesef şahitlik ediyoruz. Korkunç, yanlış bir süreç yönetimi. Tabi bu süreç yönetimi içerisinde olan yine yoksul vatandaşa oluyor, olan yine orta direk vatandaşa oluyor. Üzülerek şahitlik ediyoruz, üzülerek yaşıyoruz. Esnaf çok sıkıntılı durumda, bunun dışında üretim durma noktasına gelmiş durumda, insanlar canları ile uğraşırken iş yaşamlarını da bir yandan devam ettirmek zorundalar hayatlarını idame ettirmek için. Fakat işlerine gittiklerinde çıkışla karşı karşıya kalan pek çok yurttaşımızın olduğu bilgisi bizlerde mevcut. İnanın bugün ilçe binamızda çalışmalarımız asgari bir şekilde yürütürken, mesaimizin ağırlıklı kısmı iş başvurularıyla ilgili görüşmelerle geçiyor. Buda bize Türkiye’nin ve Bursa’nın ekonomik anlamda ne kadar zor pozisyonda olduğunu net olarak gösteriyor.

Salgın sürecinde yerel yönetimlere çok önemli görevler düşüyor. Sizce Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu süreçte vatandaşa yeterli destek veriyor mu?

Tabi Büyükşehirle ilgili Bursa ölçeğine indiğimizde sıkıntılı bir süreç olduğunu orada da görüyoruz. Yapılan desteklerin daha temelli olması gerekiyor, daha planlı temellere oturtulması gerekiyor. Sadece kamuoyuna belirli bir şekilde çalışıyoruz mesajı vermek için yapılmış olan etkinlikleri kamuoyu çok iyi algılıyor, çok iyi görüyor. Kaynak kullanımını çok doğru yönetmek gerekiyor. Emin olun bugün doğal gaz, elektrik, su faturalarını ödeyemeyen çok zor durumda aile var. Burada daha somut daha farklı etkinlikler yapılması gerekiyor. Daha farklı dayanışma modellerinin ortaya konması gerekiyor. Büyükşehir Belediyesinin turşu ve vitamin olarak nitelendirilen meyvelerin vatandaşa gönderilmesi açıkça bir anlam ifade etmiyor. İnsanların başka sorunları, dertleri var. İnsanlar ekonomik anlamda ciddi olarak darboğazda. Biz bir tepki gösterdik, Masterchef isimli bir televizyon programına verilen parayla ve sponsorlukla ilgili bir tepkimiz oldu, ortalık karıştı. O kadar vermedik, bu kadar verdik açıklamasında bulundular. Ne kadar verirseniz verin, o televizyon kanalının Büyükşehir’in parasına ihtiyacı yok.

 Bursa’nın, üst düzeyde salgın yaşadığı bir dönemde tanıtımına da ihtiyacı yok. Bakın çok açık ifade ediyorum, biz bir iddia ortaya koyduk. 600+ KDV diye, bunun üzerine Büyükşehir Belediyesi tarafından açıklamalar geldi. Biz 300 TL verdik, 300 TL firmalar verdi, üstünü falanca verdi gibi karma karışık bir açıklama, ne olursa olsun 300, 500 verdiniz. O parayı 1000TL halinde zarflara koyup Bursalı esnafa veya ihtiyacı olan insanların kapısına bırakmış olsaydınız bugün çok başka bir profil konuşuluyor olurdu. Madem siyasette tribün show yapacaktınız bunu bu şekilde yapsaydınız. Keşke, o paraları oraya aktarmasaydınız, yoksul Bursalılara aktarsaydınız. Kaynakların bu şekilde kullanılıp heba edilmesi gerçekten çok can sıkıcı. Ben bu iddiayı gündeme getiren kişiyim. Benim Fırat Yılmaz olarak Alinur Aktaş ile kişisel hiçbir sorunum yok.

Ben siyaset yapan bir muhalefet siyasetçisi olarak, yanlış gördüğüm bir durumu, yanlış gördüğüm bir çalışmayı yönetim kurulumla birlikte değerlendirerek bunu kamuoyu gündemine taşıdım. İnfial yarattı, bütün Türkiye bunu konuştu ve konuşulmaya da devam ediyor. Çünkü yapılan iş doğru bir iş değildi, yanlıştı. Bizim burada yapmamız gereken bu sürecin doğru yönetilmesine katkı sunmak. Kör gözüm parmağı siyaseti anlayışı içerisinde değilim. Yanlış gidene yanlış diyoruz sadece. Bugün yanlışı biz yapalım, o yanlışa da dur diyecek kadar dik duruş içerisindeyiz yönetim olarak.